“YÜZÜNCÜ YILINDA ŞEKER SEKTÖRÜ SEMPOZYUMU VE ÇALIŞTAYI” GRAND ŞEKER OTEL’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

“YÜZÜNCÜ YILINDA ŞEKER SEKTÖRÜ SEMPOZYUMU VE ÇALIŞTAYI” GRAND ŞEKER OTEL’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Şeker sektörünün ülkemizdeki bir asırlık serüvenini ve gelecek perspektifini ele alan “Yüzüncü Yılında Şeker Sektörü Sempozyumu ve Çalıştayı”, 8–10 Nisan tarihleri arasında Grand Şeker Otel’de gerçekleştirildi.
Sempozyumun açılışında Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Abdulkadir POLAT, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. Genel Müdürü Muhiddin ŞAHİN, Türkiye Gıda Şeker Sanayi İşçileri Sendikası Genel Başkanı İsa GÖK ve sektör paydaşları katılımcılara hitap etti.

Şeker Sektörünün Dünü, Bugünü ve Yarını
Sempozyumun ilk gününün öğle oturumunda “Şeker Sektörünün Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı panel gerçekleştirildi. Panelde Prof. Dr. Aydın BAŞBUĞ, Kırşehir Şeker Fabrikası Genel Müdürü Yavuz ERENCE, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Kürşad ARAT, Dr. Öğretim Üyesi Murat SÖNMEZ, Dr. Öğretim Üyesi Pelin Gürol ÖNGÖREN ve Türkşeker Şeker Enstitüsü emeklisi Füsun KAVAS değerlendirmelerde bulundu.

Pancar Tarımında Zorluklar, Fırsatlar, Güncel Gelişmeler ve Yeni Teknolojiler

Sempozyumun ikinci gününde bilimsel ve teknolojik gelişmeler ele alınırken, şeker pancarı üretiminden sanayiye uzanan geniş bir yelpazede değerlendirmeler yapıldı. Günün ilk oturumu olan “Bitki Islahı ve Koruma – Topraktan Başlayan Başarı” başlığında Prof. Dr. Songül GÜREL, Prof. Dr. Mehmet Cengiz BALOĞLU, Prof. Dr. Rahim ADA ve Doç. Dr. Rıza KAYA yürüttükleri çalışmaları paylaştı.
Ardından düzenlenen “Tarım Makinaleri, Sulama ve Ekonomi – Verimlilik Odaklı Dönüşüm” oturumunda Prof. Dr. Eyüp Selim KÖKSAL, Prof. Dr. Erdoğan GÜNEŞ, Doç. Dr. Mehmet TUĞRUL ve Pankobirlik Ticaret Müdürü Mahir AKGÜN sektöre ilişkin görüşlerini aktardı.
Günün öğleden sonraki bölümünde gerçekleştirilen “Şeker Üretimi ve Çevre – Sürdürülebilir Sanayi Vizyonu” oturumunda Prof. Dr. Kadir PEKMEZ, Prof. Dr. Mustafa BAYRAM, Doç. Dr. Suna ERTUNÇ, Konya Şeker Genel Müdürü Kemal ATEŞ ve Panşek Başkan Vekili Ali YETKİN söz aldı.
“Milli Makine ve Otomasyon – Sanayileşmenin Öncü Gücü” başlıklı son oturumda ise Ankara Makine Fabrikası Müdürü Gönül DOYDUK, Eskişehir Makine Fabrikası Müdürü Vahit ARAS, EMAF Müdürü İnanç KOYUNCU ile birlikte Muzaffer BÜYÜKGÜMÜŞ, Yücel UĞURLUOĞLU ve Seyit BUGAN sunumlarını gerçekleştirdi.

Geleceğe Yönelik Yol Haritası Belirlendi
Sempozyumun son gününde ise çalıştay kapsamında ele alınan başlıklar kapsamlı şekilde değerlendirildi ve çözüm önerileri paylaşıldı. “Şeker Pancarı Tarımı” ve “Şeker Sanayisi” oturumlarında kamu, özel sektör, kooperatifler ve akademi temsilcileri bir araya gelerek sektörün geleceğine yönelik yol haritasını ortaya koydu.

Abdulkadir POLAT: “Sürdürülebilir ve Teknoloji Odaklı Üretim Ortak Sorumluluğumuzdur”

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Abdulkadir POLAT, şeker üretiminin yalnızca tarımsal bir faaliyet olmadığını; aynı zamanda ortak hedeflerin, inancın ve azmin bir ürünü olduğunu vurguladı. Şeker sektörünün geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan POLAT, teknolojinin önemine dikkat çekerek şunları ifade etti:
“Daha verimli, daha sürdürülebilir ve doğayla uyumlu üretim modellerine yönelmek ortak sorumluluğumuzdur. Dijitalleşme, yenilikçi tarım uygulamaları ve bilimsel yaklaşımlar da sektörümüzün geleceğini şekillendirecek temel unsurlar olacak. Bu hususlarda şeker üretiminin temel taşını oluşturan çiftçimizin desteklenmesi ve üretimde sürekliliğin sağlanması hayati önem taşımaktadır.”

Muhiddin ŞAHİN: “Ortak Akıl ile Şeker Sektörünün Geleceğini İnşa Ediyoruz”

Türkşeker Genel Müdürü Muhiddin ŞAHİN, üreticiyle birlikte hareket ettiklerini belirterek, dünyada pancar şekerinin yüzde 7,5’inin Türkiye’de üretildiğini ifade etti. Sempozyum ve çalıştaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ŞAHİN, şu ifadeleri kullandı:
“Bu sempozyum ve çalıştaylar, tam da bu sorunları şeffaflıkla konuşmak ve çözüm üretmek için var. Hedefimiz, bu buluşmaları geleneksel hale getirerek her yıl gerçekleştirmek ve sektörümüzün 100. yılına yakışır ortak akıl çözümlerini hep birlikte üretmektir. Sempozyum ve Çalıştay, 100 yıllık bir birikimin sağladığı özgüvenle; tarladan sofraya, tohumdan teknolojiye kadar sektördeki tüm sorunlara ortak akıl ile cevap bularak tarihi bir misyonu yerine getirecektir.”


Yüzüncü yılını geride bırakan şeker sektörüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası Genel Başkanı İsa GÖK, sektörün tüm paydaşlarına hitap ederek kapsamlı mesajlar verdi. GÖK, konuşmasında sektörün mevcut durumu, karşılaşılan yapısal sorunlar ve geleceğe yönelik beklentilere dikkat çekti. 

“Kurucu İrade ve Alın Teriyle Yazılan Bir Asır”

Bugün burada, Cumhuriyetimizin dev kurumlarından biri olan Türkşeker’in 100. yılı vesilesiyle bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu tarihî dönemeçte, asırlık emeğin, kurumsal birikimin ve millî üretim iradesinin temsilcileri olarak bu anlamlı gururu sizlerle paylaşmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. 
Sanayimizin 100 yıllık onurlu yolculuğunda, Türk şeker sanayisinin öncüsü Nuri Şeker’den bugüne emeği geçen tüm kurucu liderlerimizi, devlet adamlarımızı, sanayi ve sendika yöneticilerimizi ve her kademede alın teri döken çalışanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Ebediyete irtihal edenlere Yüce Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve huzur diliyorum. 
Ayrıca bu kıymetli programın hayata geçirilmesine katkı sağlayan herkese en içten teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.
Tarihî bir hakikat var ki, bugün 100. yılını idrak ettiğimiz bu büyük hamle, sıradan bir sanayi yatırımı asla değildir. Bir milletin küllerinden doğarken, ekonomisini de bağımsızlaştırma iradesini tarihe mühürlediği kararlılığın adıdır.
Aynı zamanda toprakla makineyi, çiftçiyle işçiyi, alın teriyle aklı aynı potada buluşturan bu büyük atılım kırsal kalkınmanın omurgasını kurmuştur. Şeker fabrikaları Anadolu’da modernleşmenin sessiz mimarları olmuş; bu fabrikalar milli üretimini gerçekleştirirken; kültür, dayanışma ve aidiyet de üretmiştir. 

“Artık Mesele Nasıl Ürettiğimizdir”

Bugün ise içinde bulunduğumuz çağda, böylesine değerli ve köklü bir mirası konuşurken, dünyayı ve dolayısıyla sektörümüzü “doğru değerlendirmek” bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Çünkü artık mesele yalnızca üretmek değil; nasıl ürettiğimiz, neyi koruduğumuz ve geleceğe ne bıraktığımızdır.
Son on yılda küresel düzen, ardı ardına gelen sarsıntılarla adeta fay hatları kırılmış bir zemine dönüşmüştür. Pandemiyle başlayan süreçle birlikte enerji krizleri, bölgesel çatışmalar ve bugün peş peşe patlak veren savaşlar ise artık açık bir gerçeği ilan etmiştir: üretim ve gıda güvenliği, salt ekonomik bir mesele değildir; devletin bekasını doğrudan ilgilendiren bir milli güvenlik meseledir.
Tam da bu yüzden, dünyanın herhangi bir köşesinde yükselen bir istikrarsızlık artık yalnızca yerel bir sorun olarak kalmamaktadır. Küresel sistemin birbirine düğümlenmiş yapısı içinde, bir bölgede kopan fırtına kısa sürede tüm gezegeni etkileyen bir dalgaya dönüşmektedir.
Bugün Ortadoğu’da yükselen kaos, yalnızca o coğrafyanın semalarını karartmakla kalmıyor; dünyanın dört bir yanına yayılan, görünmez ama her damarda hissedilen bir fırtınaya dönüşüyor. Petrol fiyatlarından gıda raflarına, ticaret yollarından siyasi dengelere kadar her yapı, bu fırtınanın ritmiyle titriyor, savruluyor, yeniden şekilleniyor. 
Benzer şekilde iklim değişikliği de artık teorik bir tartışma başlığı olmaktan çıkmış; pancar üretiminden su yönetimine kadar hayatın en somut alanlarına dokunan sert bir gerçekliğe dönüşmüştür. 
Kuraklık, daralan su kaynakları ve giderek şiddetlenen aşırı hava olayları, tarımsal üretimin ritmini değiştirmekte; planlamayı ve kaynak kullanımını yeniden şekillendirmektedir. Artık tarlada alınan her karar, gökyüzünün değişen diliyle birlikte düşünülmek zorundadır.
Tam da bu eksende dünya ekonomisi de yeni bir yön arayışına girmiştir. Bu yeni dönemde devletler, kritik sektörlerde üretim yeteneğini yeniden kendi sınırları içinde sağlamlaştırma yoluna girmektedir. 
Yine son on yılda küresel sistem yalnızca jeopolitik değil, teknolojik bir dönüşüm de yaşamaktadır. Küresel rekabet sadece maliyetle değil; dijital kapasiteyle ölçülebilir bir kavrama dönüşmüştür. Yapay zekâ destekli planlama, büyük veri analitiği ve akıllı üretim sistemleri sanayinin yeni standardını oluşturmaktadır.
Elbette Türkiye de bu büyük dönüşümün dışında değildir.
Sanayide dijitalleşme; verimlilik artışı ve maliyet disiplini sağlamakla birlikte, çalışanların bilgi ve becerilerinin gerçekleştirilmesini ve sosyal diyaloğun güçlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. 
Bununla birlikte bu süreç, iş gücünde nitelik dönüşümünü de kaçınılmaz hâle getirmektedir. Artık üretim yalnızca bedensel güçle değil; dijital okuryazarlıkla, veri temelli karar alma kabiliyetiyle ve ileri teknik yetkinliklerle yürütülmektedir. 

“Stratejik Zorunluluk: İkiz Dönüşüm Sürecini Yönetmek”

Türkşeker Stratejik Planı’nında da işaret edildiği üzere, üretim altyapısının modernizasyonu ve dijital dönüşümün hızlandırılması artık ertelenemez bir zorunluluktur. 
Ancak burada altını özellikle çizmek isterim: eğer çalışanlar bu sürecin merkezine yerleştirilmezse, dönüşüm kesinlikle eksik kalacaktır. Bu nedenle çalışanlar açısından atılması gereken adımlar çok önemlidir.
Öncelikle, mesleki eğitim programları dijital yetkinlikleri kapsayacak şekilde güncellenmelidir. Üretim personelinden teknik kadrolara kadar herkesin veri okuryazarlığı, otomasyon sistemleri kullanımı ve temel siber güvenlik farkındalığı konusunda desteklenmesi gerekmektedir.
İkinci olarak, dönüşüm sürecinde çalışanların kaygılarını azaltacak sosyal diyalog mekanizmaları güçlendirilmelidir. Nitekim sendikamızın kısa süre önce değerlendirdiği anket çalışmasında da ortaya konduğu üzere; çalışanlar artık yalnızca ücrette değil; algoritmik kararların şeffaflığını, iklim dirençli çalışma koşullarını, dijital mahremiyetin korunmasını ve teknolojik değişimlerde söz hakkını talep etmektedir. 
Şeker işçisi, yapay zekânın ve iklim krizinin şekillendirdiği bu yeni dünyada birer edilgen nesne değil, haklarını veriye ve hukuka dayalı savunan sistemin en önemli özneleri olarak konumlandırılmalıdır.
Üçüncü olarak, teknik personelin sektöre kazandırılması hızlandırılmalı, sanayimizin kendi güçlü kadrolarıyla Türkşeker ve ülkemiz şeker sektörüne yakışır üretim sağlanmalı; tecrübeli çalışanlarımızın bilgi birikimi kurumsal hafızaya dönüştürülmelidir. Kuşaklar arası bilgi aktarımı dijital platformlarla desteklenmelidir.
Yine, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının dijital izleme sistemleriyle desteklenmesi, çalışan memnuniyetinin ölçülebilir hâle getirilmesi ve sürekli eğitim kültürünün yerleşmesi bu sürecin temel unsurları olacaktır. Dijitalleşmenin bir diğer boyutu siber güvenliktir. Kritik üretim tesislerimizin veri güvenliği ve sistem bütünlüğü, ulusal güvenlik perspektifiyle ele alınmalıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse; Şeker-İş Sendikası olarak bizler, dönüşümü emeği güçlendiren bir süreç olarak görmekteyiz. 

“Mesele; Üretim Kapasitesinin, Tarımsal Sürekliliğin ve Emeğin Korunarak Güçlendirilmesidir”

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken; şeker sanayimizin önünde teknolojik dönüşüm kadar küresel rekabetin meydan okumalarının da bulunduğunu görmekteyiz. 
Nitekim AB–Mercosur Anlaşması’nın 190 bin ton şekerin gümrüksüz olarak AB pazarına girmesine olanak tanımasıyla derinleşen yeni ticaret dengeleri karşısında, mesele artık yalnızca fiyat rekabeti değildir. Mesele; Üretim Kapasitesinin, Tarımsal Sürekliliğin ve Emeğin Korunarak Güçlendirilmesidir.
Bu noktada yönümüz açıktır: Geçici maliyet avantajlarına dayalı bir ithalat kolaycılığı değil; verimliliğini artırmış, teknolojik olarak tahkim edilmiş, kendi üretim zincirine yaslanan güçlü bir üretim zemini olmazsa olmazdır. 
Kuralsız ve sınırsız bir serbestlik anlayışı değil; sosyal yükümlülükleri, çevresel sorumluluğu ve emeğin hakkını gözeten dengeli bir ticaret mimarisi kurulmalıdır. Elbette rekabetten kaçan değil; rekabeti çalışanının güvencesiyle birlikte kuran bir sanayi düzeni gerçekleşmelidir. 
Tam da bu çerçevede ihtiyaç duyduğumuz yaklaşım, adil geçiş stratejisidir. Verimlilik artışı sağlanırken istihdamın korunması, çevresel sürdürülebilirlik hedeflenirken üretim kapasitesinin zayıflatılmaması, rekabet baskısı artarken sosyal hakların gerilememesi bu stratejinin temelidir. 
Nitekim şeker sanayimizin dinamiklerini çok iyi biliyoruz: Dalgalanmalardan etkilenir ama güçlü bir dayanıklılığa sahiptir; krizleri içine alır ama varlığını sessizce sürdürür. Bu nedenle, bu sektörün yönetimi, sıradan piyasa tepkileriyle değil; öngörüyle, stratejik sabırla ve uzun vadeli akılla şekillendirilmelidir.
Aynı zamanda,  şeker fabrikaları bünyesindeki alkol üretimi, makine imalatı ve elektromekanik sistemlerle yan ürün üretimindeki çeşitliliği ile ekonominin sessiz çalışan altyapısına sahip olmak ayrı ve özel bir önemi hak etmektedir. Bu yapının bir bütün olarak korunması ve günün şartlarına göre geliştirilmesi, geleceğimize yönelik büyük bir yatırım olarak görülmelidir. 

“Yalnızca Üreten Değil, Yön Veren Bir Güç”

Keza yine yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatı ve nişasta bazlı şeker üretimi konusunda ise mesele yalnız ekonomik değildir. Bu alan insan sağlığı ve gıda güvenliği ile piyasa rekabeti arasındaki hassas çizgidir. 
Küresel ölçekte doğal içerik eğiliminin güçlendiği bu dönemde, yerli şeker üretiminin desteklenmesi, şeker piyasasının denetimi ve çapraz kontrollerinin güçlendirilmesi, stratejik bir yönelimdir.
2025–2026 kampanya dönemi geride kalırken; geçmişin üretim hafızasını, bugünün teknik zorunluluklarını ve yarının stratejik ihtiyaçlarını aynı denklemde buluşturmamız gerekmektedir. Biz inanıyoruz ki; bu zenginlik, doğru yönlendirilirse yalnız ayakta kalmaz, yön de belirler. Yalnız üretmez, standart koyar. Yalnız varlığını sürdürmez ve ülkemizin geleceğinizi de şekillendirir. 
Kuşku yok ki ülkemizin şeker ailesi, dün olduğu gibi bugün de, emeğin disiplinini ve üretimin sürekliliğini birlikte temsil etmeye devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle, gerçekleştirilecek programın camiamıza, sanayimize ve geleceğimize hayırlar getirmesini temenni ediyor; hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.


“YÜZÜNCÜ YILINDA ŞEKER SEKTÖRÜ SEMPOZYUMU VE ÇALIŞTAYI” GRAND ŞEKER OTEL’DE GERÇEKLEŞTİRİLDİ


Sayaç: 152