KÜRESEL İŞGÜCÜNÜ SARSAN ÜÇ FAY HATTI: JEOPOLİTİK GELİŞMELER, YAPAY ZEKÂ VE İŞGÜCÜ AÇIĞI

KÜRESEL İŞGÜCÜNÜ SARSAN ÜÇ FAY HATTI: JEOPOLİTİK GELİŞMELER, YAPAY ZEKÂ VE İŞGÜCÜ AÇIĞI

Veri tabanı 165 ülkede 3 milyardan fazla iş ilanı, 600 milyon kariyer profili ve 100’den fazla resmî kaynağı kapsayan Lightcast; UNESCO, The Josh Bersin Company ve Stanford Üniversitesinin katkılarıyla hazırladığı Fay Hatları (Fault Lines) başlıklı raporunu yayımladı.

Rapora göre küresel işgücü piyasası, jeopolitik gelişmeler, yapay zekâ (YZ) ve işgücü açıkları olmak üzere üç yapısal “fay hattı” nedeniyle kalıcı bir dönüşümden geçiyor, mevcut yetenekler ve istihdam stratejileri ise bu yeni gerçekliğe uygun işlemeyi başaramıyor. Bu üç dinamik birbiriyle etkileşerek arz-talep dengesini kalıcı şekilde bozarken ülkeleri, firmaları ve eğitim sistemlerini hazırlıksız yakalıyor.

Jeopolitik gelişmeler en başta işgücü hareketliliğini ve işgücünün küresel maliyetini kökten değiştiriyor. Ülkeler, mevcut dünya düzenine olan bağımlılıklarını azaltmak için kapasitelerini genişletmeye odaklansa da güvensizlik ortamı ve demografik eğilimler göç hareketlerini yavaşlatıyor ve dolayısıyla nitelikli çalışan bulmak giderek zorlaşıyor. Jeopolitik boyut açısından geçmişe dair dikkat çeken ilk olgu yetenek havuzları ile tedarik zincirlerinin değiştirilebilir ve esnek olmasıydı. Dünya ekonomisi küreselleşmeye doğru ilerlediğinden hammadde ve işgücü akışları siyasi önceliklere göre değil, verimlilik ve iş ihtiyaçlarına göre şekilleniyordu. Şirketler faaliyetlerini işgücünün en ekonomik olduğu yerlere taşıyabiliyor, nitelikli çalışanlar ise fırsatların en yoğun olduğu ülkelere göç edebiliyordu.

Kısacası dünyanın jeopolitik ortamı, uzun vadeli planlamaların yapılmasına imkân verecek kadar istikrarlıydı. Bu güven ortamının akabinde dünya genelinde ortaya çıkan çatışmalar onlarca yıldır süregelen bir istikrar krizi yarattı. Savaşın olmadığı bölgelerde dahi rekabet hızla arttı ve ülkeler, sonrasında ödeyecekleri ekonomik bedelleri hesaba katmadan gümrük tarifeleri ve göç kısıtlamaları gibi politikalar geliştirerek jeopolitik avantaj sağlamaya çalıştı. Göç küresel ölçekte yavaşlamaya ve rakip ülkeler arasındaki ticaret azalmaya başladıkça küresel tedarik zincirleri ve işgücü akışlarında ciddi çözülmeler yaşandı.

Günümüzde ise artık ülkelerin üretim kapasitesi başlı başına bir jeopolitik avantaj olarak görülüyor. Küresel üretimin coğrafi kapsamı hem siyasi hem de pratik nedenlerle artık sadece Çin gibi birkaç güçlü ülke ile sınırlı kalmıyor ve bu durum daha küçük bölgelerin üretimden pay almasının önünü açıyor. Her ne kadar refah seviyesi yüksek ülkeler düşük maliyet gerekçesiyle işgücünün büyük kısmını hâlâ gelişmekte olan ülkelerden temin ediyor olsa da şirketler jeopolitik değişime uyum sağlamak üzere küresel düzeyde yerleşim stratejilerini yeniden değerlendiriyor.

Tüm bunların yanında işgücü göçünün fayda-maliyet dengesi de yeniden hesaplanıyor. Mevcut sistemler milyonlarca çalışanın farklı ülkeler arasında neredeyse sürekli bir akış halinde olduğu varsayımına dayanıyor. Ancak bu varsayım geçerliliğini yavaş yavaş yitirmeye başlamış durumda.

İşgücü piyasasının önü alınamayan ve tersine çevrilemeyen dönüşümünü tetikleyen diğer bir unsurun YZ olduğu belirtiliyor. YZ ilk zamanlarında işgücü piyasasında verimlilik vaat etmiş olsa da bir süre sonra bir belirsizlik ortamının oluşmasına neden oldu. En fazla desteğe ihtiyaç duyulan sektörlerde YZ’nin etkisi asgari düzeyde hissedildiğinden geleceğe dair planlama yapmak da güç bir hal aldı. Örneğin işgücü açığının en ciddi şekilde hissedildiği sağlık ve barınma alanlarında YZ kullanım oranları en düşük seviyelerde (sırasıyla %0,7 ve %0,4) kaldı. Buna ek olarak YZ mühendislerinin sahip olduğu diplomaların yalnızca %11’i doğrudan YZ alanına ait. Bu durum, diplomaya dayalı işe alımların en doğru yetenekleri belirlemede yetersiz kaldığını gösteriyor. YZ işgücü piyasasında aranılan becerilerin çok çabuk değişmesi gibi bir sorunu da beraberinde getiriyor. Örneğin ortalama bir iş için gerekli olan becerilerin %33’ü 2022’den sonra değişti. YZ işgücü piyasasında aranan beşerî becerilerin bazılarını devralmış durumda. Öte yandan idari görevlerin birçoğunda gerekli olan becerilerin %70’ten fazlası YZ tarafından ikame edilebilecek nitelikte.

Rapora göre işgücü piyasasında hâlihazırda yaşanmakta olan ve ileride de devam edeceği öngörülen sıkıntıları tetikleyen diğer bir faktör de işgücü açıkları. Bu sorun mevcut zorlukları daha da derinleştirerek erişilebilir çalışan sayısını azaltmakla kalmıyor, işgücü teminine dair alınacak her kararı çok daha karmaşık ve zor hâle getiriyor. Rapor, geleneksel işgücü stratejilerinin artık var olmayan, eski bir dünya için tasarlanmış olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre işgücü açığı geçici ya da döngüsel bir sorun değil, temelde yapısal bir nitelik taşıyor ve kurumların işe alım, yetenek ve eğitim planlamasına bakışını yeniden değerlendirip köklü değişimlere gitmesini elzem kılıyor. İşgücü açığına sebep olan temel faktörler aşağıdaki gibi sıralanıyor:

֍ Nüfusun yaşlanması, doğurganlık oranlarının azalması ve emekli sayısındaki artış,

֍ Gelişmiş ekonomilerde göçün azalması,

֍ İşin gereklilikleri ile mevcut yetenekler arasındaki uyumsuzluk,

֍ Başlıca ticaret bloklarında iş ilanlarının %66’sı ileri düzey nitelikler talep ederken çalışanların yalnızca %31’inin bu niteliklere sahip olması.

Raporda çizilen acil tabloya ek olarak işletmeler, eğitim kurumları ve kamu sektörü için uygulanabilir politika önerileri de sunuluyor. Özellikle; diplomaya dayalı işe alımdan beceri odaklı işe alıma geçiş, otomasyona açık rollere yönelik komşu kariyer yollarının belirlenmesi, eğitim programlarının sağlam temel becerilerle uyumlu hale getirilmesi ve entegre işgücü piyasası istihbaratları kullanarak geleceğe dönük öngörüler geliştirilmesi, ülkelerin ve kurumların uluslararası işgücü ve göç politikalarını güçlendirmesi gibi öneriler dikkat çekiyor.

Raporun tamamına erişmek için: https://lightcast.io/resources/research/fault-lines

Kaynak: DIŞ İLİŞKİLER VE AVRUPA BİRLİĞİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, Hakan Öz



Sayaç: 3