Şeker Fabrikalarımız Ve Pancar Misak-ı Millimizdir

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa GÖK:

       “ŞEKER FABRİKALARIMIZ VE PANCAR MİSAK-I MİLLİMİZDİR”

Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri Sendikası olarak bugün hem insani hem de toplumsal boyutuyla sosyo-ekonomik dengeler üzerine kurulmuş şeker fabrikalarımızın varlığını sürdürmesi noktasında stratejik bir döneme girmiş bulunmaktayız.

Ülkemizin içinden geçtiği ve küresel dünyaya karşı adeta bir milli varoluş için aidiyet duruşunun sergilendiği bu günlerde zamanları ve mekanları aşan bir millet olarak ülkemize yönelik operasyonlara karşı batıl bataklıkları kurutmak üzere önemli bir mücadele vermekteyiz. Söylendiğinde kulaklarımızın pasını alan, ‘Millilik ve Yerlilik’ vurgusuna her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan ülkemizde özellikle savunma sanayimizin yerli ve milli üretim gücünün Afrin Zeydindalı operasyonuyla başarıyla tescil edilmesinin de ayrı bir heyecan ve gururu yaşamaktayız. Artık küresel toplumsal terzilerin biçtiği elbiseleri giyen, ‘davul başkasında, tokmak başkasında’ olan bir Türkiye yok. Artık kendi elbisesini kendisi diken, davulu kendi tokmağıyla çalan bir Türkiye var. Temennimiz, bu gurur ve heyecan veren tabloların milli ve yerli üretim gücümüzle diğer sanayi alanlarında da sergilenmesidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızdan ve hükümet üyelerimizden bugün giderek daha güçlü hale gelen Savunma Sanayimiz gibi şeker sanayinde de sözsahibi ve dünya devleriyle boy ölçüşebilecek devletimizin denetiminde, üretimde yeni atılımları hayata geçirmelerini umut ediyoruz. Bu işe kendisini adamış, yıllardır bu fabrikalardan ekmek yiyen işçisinden üreticisine, nakliyecisinden besicisine milyonlarca insanımız fedakarlık yapmaya hazırdır. Gerekirse çok daha fazla çalışıp, en iyisini üretmek için çabalayacağız. Mazeret üretmek yerine marifet üretmek için birbirimizle yarışacağız. Kısaca ‘Çınar Tohumundan Çınar’ olacağız. Çünkü, Sayın Cumhurbaşkanımızın “Ülkemizde tasarlanabilecek, üretilebilecek, geliştirilebilecek hiçbir ürünü, acil durumlar haricinde dışarıdan hazır olarak almayacağız” söylemleri bizleri daha da cesaretlendirmiştir.

Çünkü şeker pancarı, bu ülkenin topraklarında Türk’ün, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in alın teriyle geliştirilip, tasarlanan ve üretilen stratejik bir üründür. Çünkü, şeker fabrikalarımız bizim Misak-ı Millimizdir.

Hz. Mevlana’nın ifadesiyle, ‘Şimdi yeni şeyler söylemek lazımdır’. Akıl gücü ve azmimizle ayak bağı olan ve ülkemizi adeta bünye felcine sokmaya çalışanlara karşı her türlü mücadeleyi sergileyeceğiz. Sayın Cumhurbaşkanımız, her türlü kötü yanlış ile mücadelede nasıl asla tereddüt etmeden yollara düştüyse bu konuda şer odaklarına karşı şeker sektörüne de öncülük edeceğine yürekten inanıyoruz. Çünkü, bugün yüzünü, yüzde yüz milli ve yerli projeler üreten, kalkınma hedeflerini kendine yeterli bir vizyoner yapıyla gerçekleştirmekte olan bir Türkiye var.

Bu sebeple ülkemizde zehir etkisi yaratan, başta Nişasta Bazlı Şeker sektörü olmak üzere para hırsını ülke menfaatlerinin önüne geçirenlere karşı ortak mücadele verilmesinin zamanı gelmiştir. Devlet ve milletin el ele verdiği bu dönemde 2023 Türkiyesi’nin şeker sektörünün geleceği için ortak akılla toplumsal kurtuluş reçetesinin zaman kaybedilmeden yazılması gerekmektedir. Zehire karşı Reçete, NBŞ kotalarının acilen AB ülkeleri seviyesine düşürülmesi, şeker pancarı üretiminin ve şeker sektörünün desteklenmesi, şeker fabrikalarının acilen satışı yerine Avrupa Şeker Rejimi’ndeki gibi on yıllık bir hazırlık sürecinden geçirilerek sonuçlarıyla durum tespitinin yapılmasıdır. Model önerimiz, tüm fonksiyonların birbirini tamamladığı Milli ve Yerli bir model olan İşçi-Üretici ve Devletin içinde olduğu modelidir.

Çünkü; Kamu fabrikalarının rehabilite edilmesi ve yapılandırılması konusunda yaşanan gecikme, 2015 yılından itibaren başlayan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamındaki ithalat yoluyla ülkemizden döviz kaybına neden olmuştur. 2016/2017 pazarlama yılında da Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında 250 bin tonluk şeker ithalatı yapılmış, bu da Şeker sektörünü içinden çıkılamaz labirente sokmuştur. Bu ithalat, ülkemizden 144 milyon ABD dolarının (550 milyon TL) yurtdışına transferine neden olmuştur. Sözkonusu istenmeyen durum ayrıca topraklarımızda;

-420 bin dekar alanda pancar tarımının yapılamamasına,
-600 bin ton küspe kaybının oluşmasına,
-100 bin ton melas kaybına neden olmasına,
-40 bin ton et açığına sebebiyet vermesine,
-40 bin istihdam kaybına,
-600 milyon TL milli ekonomide kaybın oluşmasına yol açmıştır.

Bizler şeker sektörünün temsilcileri olarak, şeker fabrikalarını bir kafes içerisine hapsetmeye çalışan ve adeta bingo çığlıkları atmak için hazır kıta bekleyenlere karşı hazırlıklı olmalıyız. Kötü örnek emsal olmaz. Ancak, Türkiye SEK, Et-Balık, v.s. gibi geçmiş dönemlerde gıda sektöründe özelleştirme reçetesinin yan etkilerini ağır bir şekilde yaşamış bir ülkedir. Bu bulaşıcı mikrobun yeniden şeker sektörüne zerk edilmemesi için körleşmeden gün ışığının farkına varmamız gerekmektedir. Çünkü gıda gibi stratejik sektörlerde yapılan özelleştirmeler yanlıştır. Bu durum ülkemizi ve sektörümüzü geri dönüşü olmayan bir yola sokar ki çiftçimiz topraklarını terk etmek zorunda kalabilir. Kısaca işçisinden üreticisine dokunun bozulması, oluşan gelgitler sebebiyle sektörü buzdağına çarptırıp batırır.”

 

Saygılarımla,

İsa GÖK

Genel Başkan