TİS Yetki Davası ile Sendikal Örgütlenmeyi Engelleyerek Ülkeye Kaybettiren İşverenler; Hukukun Adaletle Buluşması Gerekliliği Üzerine Notlar…
 
Avukat Gökhan Candoğan
Şeker İş Sendikası Avukatı
 
Hukuk ve yargı tartışmaları ülke gündeminden düşmüyor. Statükoyu değiştirme iddiası ile pek de tartışılmaksızın yürürlüğe konulan Anayasa ve kanun değişiklikleri ile yargı sistemi defalarca alt üst edildi. Sonuç nedir? Objektif ve bir bütün olarak iyi veya kötü değerlendirmesi yapmak mümkün olmamasına rağmen, siyasi düzeyde yürütülen tartışmalar nedeniyle yargıya duyulan güvende ciddi bir eksilme olduğu açık.
Yönetimsel zaafiyet nedeniyle yargının hukuk ve vicdan dışında oluşan karar süreçlerine tabi belli yapılara teslim edildiğinin kabul edilmesi ve bununla mücadele ediliyor görüntüsü bu olumsuz durumu değiştirmek bir yana yeni soru işaretleri doğuruyor.
Genele yönelik bu algı, elbette salt siyasi ve ceza davaları ile alenileşmiyor, temel hak uyuşmazlıklarının en fazla yoğunlaştığı iş ve örgütlenme eksenli davalar da hukukun adaletten uzaklaşmasının en fazla belirginleştiği alanlardan birisi.
Bakanlık tarafından yayımlanan istatistiklere göre, çalışanların sendikalı olma oranı %10’un biraz üzerinde. Yani, çalışanların büyük bir çoğunluğu sendikalı ol(a)madığı gibi, sendikalı olanların da toplu iş sözleşmesinden (TİS) yararlanma oranı da oldukça düşük.
Çalışanların en temel haklarından birisi olan örgütlenme ve TİS’nden yararlanma oranının bu denli düşük olması, sorgulanması gereken bir konu. Eski şaşaalı günlerin oldukça uzağında olan sendikalar, bir süreden bu yana örgütlenme çalışmaları yapıyor. Ancak, yasal düzenlemelerdeki boşluk ve eksiklikler ciddi bir engel. Nasıl mı?
Tüm zorluklara rağmen bir işyerinde örgütlendiniz. Bakanlığa yetki başvurusu yaptınız, aldınız. Sonra? İşveren gidip yetki tespitine itiraz davası açıyor. Ne oluyor? İstisnai durumlar dışında yetki davası bir türlü bitmek bilmiyor, işyerinde işten çıkarılmayı bile göze alan işçiler motivasyon ve güç kaybediyor, liderler işten atılıyor, süre uzadıkça işveren olumsuz propagandası örgütlenmeyi eritiyor.. Üç dört yıl sonra davayı kazansanız bile TİS yapacak üye, güç ve etkiniz kalmıyor..
Değişen yasaya rağmen sendikal örgütlenmedeki yetki davası sorunu devam ediyor. Bunun güncel bir örneği Şeker İş Sendikası’nın Bal Küpü markası ile üretim yapan Keskinkılıç AŞ.ye ait işyerinde yaşadığı deneyim. Bakalım süreç nasıl gelişmiş;
Şeker İş Sendikası’nın Aksaray’da bulunan Keskinkılıç Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait Bal Küpü Şeker Fabrikası’nda örgütlenme faaliyetinde başarıya ulaşarak 29.06.2012 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yetki tespiti istemi başvurusu ile başlıyor her şey. 
Anılan dönemde yeni yasal düzenleme beklentisi, ardından yeni yasanın uygulanma süreci nedeniyle Bakanlık gecikerek, 09.11.2012 tarihli kararı ile yetki tespiti istemini kabul ediyor. 
Keskinkılıç Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., Bakanlığın yetki ve çoğunluk tespitine ilişkin kararının iptali talebi ile Kadıköy İş Mahkemesi’nde 21.11.2012 tarihinde dava açıyor. 
Bu süreçte, Kadıköy Adliyesi’nin kapatılmış olması nedeniyle, dosya İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi’ne sevk ediliyor ve davanın ilk duruşması 11.04.2013 tarihinde yapılabiliyor. Mahkeme, davanın yetki yönünden reddi ile yetkili Aksaray İş Mahkemesine dosyanın gönderilmesine karar veriyor. 
Şirket kararı temyiz ediyor, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 04.06.2013 tarihli kararı ile davacının işletme iddiasının değerlendirilmediği, yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı gerekçesi ile kararı bozuyor. 
Yargıtay kararı üzerine,  İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi’nde davanın ilk duruşması 16.01.2014 tarihinde yapılıyor. Belge/delil toplanması, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması karara bağlanıyor. 
Yapılan yargılama sonucunda Mahkeme, 12.duruşmada verdiği 21.10.2015 tarihli karar ile davayı bir kez daha “yetki yönünden reddederek dosyanın yetkili Aksaray İş Mahkemesi’ne gönderilmesine, karar veriyor.  
İşveren kararı bir kez daha temyiz ediyor. Yargıtay 22.Hukuk Dairesi 18.04.2016 tarihli kararı ile İş Mahkemesi kararını bir kez daha bozuyor. Kararın “açıkça maddi hataya dayalı olduğu” düşüncesiyle Sendika tarafından “yeniden inceleme” isteminde bulunulması üzerine ise Yargıtay 22.Hukuk Dairesi, 10.10.2016 tarihli kararı ile talebi kabul ederek bozma kararını kaldırıp İş Mahkemesi kararını onuyor. 
Her ne kadar dosya Yargıtay’da ise de bozma kararı üzerine duruşma tarihi veren, hakimi değişmiş İş Mahkemesi’nden dosyanın Aksaray’a gönderilmesi Haziran 2017 ayında gerçekleşebiliyor ve Aksaray İş Mahkemesi de ekim ayına duruşma veriyor.
Yani; beş yıllık sürenin sonunda dava “yetkili” mahkemeye erişiyor. Beş yıl! Siz orada haklarının sağlanması amacı, dileğiyle sendikaya üye olmuş bir işçi olsanız, ne düşünürsünüz? Herhalde hukuk ile adaletin birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki ayrı kavram olduğunu, değil mi?
Üstelik, bu beş yıllık sürede, örgütlenen işçi topluluğu olarak başınıza gelmeyen kalmadıktan sonra, bu algınız güçlenmez mi? Neler mi, bakalım;
İşveren, örgütlenme ve dava sürecinin başlaması ile birlikte toplam kırk yedi (47) işçisinin işine sendikal nedenlerleson vermiştir. Bu husus Yargıtay kararları ile kesinleşen “işe iade” karar gerekçelerinde açık bir şekilde vurgulanmıştır. 
İşverenin örgütlenme hakkına yönelik hukuka aykırı davranışı işten çıkarma ile sınırlı olmamış, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında suç oluşturan fiiller de işlenmiştir. Sendika tarafından yapılan suç duyurusu üzerine Aksaray 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açılmış ve Mahkeme’nin 25.02.2015 tarihli kararı ile işveren temsilcisi dört (4) personel cezalandırılmıştır;
.. 2012 yılı Haziran ayından itibaren sendikanın örgütlenmeye başladığı fabrikada bu tarihten sonra özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında işten çıkarmaların, alan kapatmaların, işçilerin görev yerlerinin değiştirilmesi gibi eylemlerin dosya kapsamından ve İş mahkemesi kararları ile Yargıtay 22.HD.nin kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere sendikal nedenlerle yapıldığının anlaşıldığı,..bu sanıkların işçiler üzerinde işlem yapma, karar alma yetkisine sahip kişiler oldukları, bu sanıkların eylem ve işlemleri neticesinde sendikal nedenlerle işçi çıkarmalar, alan kapatmalar ve görev yerlerinin değiştirilmesi işlemlerinin gerçekleştirildiği, bu sanıkların eylemlerinin YCK 118/2 maddesinde ifadesini bulan suçu oluşturduğu kanaatine varılmıştır..
gerekçesine dayalı karar işverenin anayasal haklara yönelik olumsuz tutum ve davranışlarının açık göstergesidir.
İşveren, yukarıda aktarılan işlem ve eylemlerin yanı sıra, sendikal örgütlenmeyi engellemek için bir adım daha atarak, işyerinde asıl iş niteliğinde olan işleri muvazaalı bir şekilde bir başka işverene -alt işveren sıfatıyla- gördürmeye başlamıştır.
Nitekim, Keskinkılıç ile bu işverene ait Aksaray Bal Küpü Şeker Fabrikası içerisinde asıl işleri yapmak üzere Bilkay Bilgi Kayıt Organizasyonu ve Ticaret Ltd. Şirketi’nin alt işveren olarak belirlenmesi/gösterilmesinin “muvazaa” oluşturduğu iddiasıyla Şeker İş Sendikası tarafından Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılan başvuru sonucunda İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen 09.01.2017 tarihli Rapor sonuç kısmında;
… işyerinde alt işveren olarak faaliyet gösteren Bilkay Bilgi Kayıt Organizasyonu ve Ticaret Ltd.Şti’nin işyerinde Alt işverenlik yönetmeliği kapsamında yürüttüğü herhangi bir yardımcı işi ya da işletmenin ya da işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren bir işinin bulunmadığı, alt işveren tarafından işyerinde asıl işverenin ihtiyaç duyduğu pozisyonlara işçi temini yapıldığı, işçi temini yapılırken asıl iş ya da yardımcı iş ayrımı yapılmadığı, gerek asıl işlerde gerekse yardımcı işlerde alt işveren üzerinden işçi çalıştırılmasının sağlandığı, .. İŞÇİLERİN TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ VE ÇALIŞMA MEVZUATINDAN HAKLARINI KISITLAMAK AMACIYLA GÖRÜNÜRDE BİR ALT İŞVERENLİK SÖZLEŞMESİ YAPILDIĞINA DAİR MÜFETTİŞLİĞİMDE KANAAT OLUŞTUĞU, alt işverenin kağıt üzerinde bir şirket olarak bulunduğu,… dolayısıyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin MUVAZAALI olduğu tespit edilmiş olup…..
denilerek, işverenin açıkça İŞÇİLERİN HAKLARINI KISITLAMAK AMACIYLA MUVAZAALI BİR İŞLEM tesis ettiği, yazılmıştır. 
İşveren bu şekilde davranarak bir yandan işçileri farklı şirketler üzerinde gösterirken, diğer yandan da alt işveren gösterilenBilkay Şirketi, İşkolları Yönetmeliği’nin 10 sıra numaralı “ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar işkolu”nda faaliyette bulunuyormuş gibi gösterilerek, çalışanların asıl işi yaptıkları gıda işkolunda örgütlenmeleri ve anayasal haklarından yararlanmalarının önüne bir başka hukuka aykırı engel daha koymuştur.
Peki, örgütlenmenin engellenmesine yönelik tüm bu girişimler bir başka anlam taşımıyor mu? İşveren bu şekilde davranarak, bir yandan da haksız rekabet içerisinde olmuyor mu?
Keskinkılıç işyerinde (Aksaray) şeker üretimi yapılmaktadır. Türkiye’de pancardan şeker üretimi ağırlıklı olarak kamuya ait TÜRKŞEKER ile kooperatif fabrikalarında (Konya, Kayseri ve Amasya Şeker) yapılmakta olup tümüyle özel sektör olarak Adapazarı, Kütahya ve Keskinkılıç şirketleri mevcuttur. 2016/2017 pazarlama (kampanya) dönemi üretim verileri aşağıda gösterilmektedir;
  2016-2017 pazarlama yılı şeker üretimi (bin ton) 
Türkşeker 1404000
Konya 455760
Kayseri 380982
Amasya 84546
Adapazarı 64379
Kütahya 50567
Keskinkılıç 119000
 

Son pazarlama dönemi üretim verilerin göre Keskinkılıç en fazla üretimi bulunan özel şirkettir. Yani, Şirket sektörde önemli bir yere/paya sahiptir ve diğer özel firmalar ile kamu/kooperatif üretimleri ile rekabet halindedir.  
Sektörün bir diğer önemli özelliği ise şeker satış fiyatlarının genel olarak kamu şirketi olan TÜRKŞEKER fiyatları baz alınarak belirleniyor olmasıdır. Yani, yapı ve maliyetleri birbirinden farklı olsa da özel şirketler, kamu şirketi olan TÜRKŞEKER fiyatını referans alarak fiyatlarını belirlemekte, bu nedenle de tüm şirketler birbirine yakın fiyatlardan satış yapmaktadır.
Bu noktada en dikkat çekici olan veri ise; pancardan şeker üreten şirketler içerisinde SENDİKAL ÖRGÜTLENMESİ bulunmayan/kabul edilmeyen ve yürürlükte bir TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ OLMAYAN tek işyerinin KESKİNKILIÇ işyeri olmasıdır. Yani, Türkiye ekonomisine can veren, katma değer sağlayan pancar şekeri üretiminde çalışanlarının haklarından sakınıp diğer üreticilere karşı haksız rekabet söz konusudur.
İşveren bu şekilde örgütlenmeyi engelleyerek salt işçilerin haklarına kavuşmasını engellemenin ötesinde, sektöre ve ülke ekonomisine de zarar vermekte, sosyal alandaki gelişmelerin ülke düzeyinde yaygınlaşmasına, örgütlü-örgütsüz işçiler arasında çalışma koşulları bakımından uyum sağlanması ile çalışma koşullarını yeknesak hale getirilmesine engel olmaktadır.
Bu çerçevede; hakların “kağıt” üzerinde tanımlanmış olmasının bir anlam taşımadığını, işverene kaçış imkanı sağlayan bu tür düzenleme ve uygulamaların varlığı karşısında, hukukun nihai hedef olan “adalete” erişimi sağlamak açısından son derece yetersiz düştüğünü söylemek mümkündür.
Öyleyse, vakit geçirmeksizin gerek işçilere gerekse ülkeye zarar veren bu fiil ve etkinliklerin ortadan kaldırılması için elbirliğiyle, etkili düzenlemelere işlerlik kazandırılması hukuk, hakkaniyet ve vicdanın gereğidir, değil mi?