Şeker-İş Sendikası tarafından ''ŞEKERİN GELECEĞİ SEKTÖRDE YILDIZ ÜLKE OLABİLİRİZ'' Sempozyumunun ikincisi 4-5 Şubat 2013 tarihleri arasında Ankara Büyük Anadolu Otelde gerçekleştirildi.


Şeker Fabrikalarının bulundukları illerden çok sayıda sivil toplum kuruluşu, ziraat odaları başkanları, pankobirlik başkanları, esnaf odaları, ticaret odaları, sulama birlikleri, besici birlikleri başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun katıldığı sempozyumda TARIMSAL KALKINMA ve ŞEKER SANAYİ, ŞEKERİN GELECEĞİNİN YOL HARİTASI, GIDA SANAYİNDE TATLANDIRICI SORUNLARI ve SAĞLIKLI BESLENME konu başlıkları ele alınmıştır. 
Sempozyum Açış Konuşmasını Genel Başkanımız Sayın İsa GÖK gerçekleştirmiştir.

Genel Başkanımızın Açış Konuşması:
 
Değerli Katılımcılar,

            Bizler, inancımız ve mücadele ruhumuz ile 50 yıl önce teslim aldığımız büyük mirası omuzlarımızda taşıdık ve bugün ne büyük bir kıvançtır ki sizlerle bu platformda birlikteyiz. Türk şeker sektörünün yarınlara daha güvenle bakabilmesi amacı uğruna hummalı bir çalışma yürüten Sendikamız Şeker-İş’in ikincisini düzenlediği Şekerin Geleceği ‘Sektörde Yıldız Ülke Olabiliriz’ sempozyumumuza hoş geldiniz, şahsım ve yönetim kurulum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
            Değerli misafirler, Mevlana der ki, “Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası, ne ilacın şifası deva getirmiş.” Ülkemize, alın teriyle çalışan emek gücüne, üreticimize hatta ailelerine ve çocuklarına duyduğumuz sorumluluk anlayışı gereği çalıştık, çalışıyoruz.. Bugün gelinen noktada hedefimiz, ülkemizi ve Türk şeker sektörünü bir basamak daha üste taşımak iken beklentimiz, sektörümüz adına verilen siyasi kararın oluşturulacak yeni bir kalkınma modeli ile taçlandırılmasıdır. Zira, tabandan seslenen bizlerin çalışmaları ancak, ülkemizin siz değerli temsilcilerinin atılımı ile yapılandırılacak; sonuca giden yolda atılacak adımlar ve dünya uygulamalarını referans alan politikalar ışığında ülkemizde şeker üretiminin sürdürülebilirliği garanti altına alınmış olacaktır.
Değerli Misafirler,
Bugün Türkiye, ekonomik ve toplumsal gelişim sürecinde önemli bir aşamaya gelmiştir. Dünyanın en büyük yirmi ekonomisi içinde yer alan bir üretim gücüne sahip olmasına rağmen, hâlâ ülkemizin önünde aşması gereken önemli sorunlar bulunmaktadır. Türkiye’nin yoluna devam etmesi için takip etmesi gereken politikaların, toplumsal ve ekonomik kalkınma ile birlikte sürdürülmesi gerektiğini belirtmek durumundayız. Burada bu konunun ayrıntılarına girecek değilim; ama, bu meselenin yönlerinden biri olan toplumsal kalkınmayla, endüstriyel gelişme arasında derin ilişkiler bulunduğunu belirterek, bu hususta takip edilmesi gereken politikalar üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Günümüzde, kalkınma her geçen gün daha fazla önem kazanmakta, tarımsal kalkınmayı ihmal eden veya başaramayan ülkelerin, beslenmeden sağlığa uzanan zincirde sorun yaşadığında açlık, yoksulluk, işsizlik, sefalet ve hastalıklardan kurtulamadıkları görülmektedir. Özellikle sağlıklı beslenme konusu, bugün bilhassa gelişmiş ülkelerin üzerinde en çok durdukları, önem verdikleri bir konu haline gelmiştir. Hatta diyebiliriz ki az gelişmiş ülkelerde sorun, açlık ve yetersiz beslenme problemiyken; gelişmiş ülkelerde konu, sağlıklı gıda üretimiyle beslenme sorununa dönüşmektedir.
Meselenin bir diğer yönü de tarımsal kaynakların verimli kullanılarak, ekonomik gelişmeye kaynak yaratmasıdır. Tarımdan tarım dışına aktarılacak kaynak ve tasarruflar, bilhassa bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından fevkalade önem arz etmektedir. Bu süreç, tarımsal üretimden katkı yaparak sermaye birikiminin oluşması ve kalkınmanın finanse edilmesinin öz kaynaklara dayandırılması açısından da gerekli olan bir durumdur ki bir ülkenin, yerli tasarruf gücüyle kalkınmasını finanse etmesi, o ülkeyi dış kaynağa bağımlı olmaktan kurtaracaktır.
Türkiye’de, hem tarımsal kalkınmanın, hem de endüstriyel gelişmenin en önemli kurumsal yapılarından biri şeker sanayidir. Türkiye Şeker Fabrikaları, cumhuriyetin kalkınma hamlesinin temel taşıyıcı unsurları olarak ortaya çıkmış, kuruldukları bölgelerde modern tarıma geçişe öncülük etmiş kuruluşlar olarak büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.
Şeker fabrikaları, tarımsal kalkınma ve sanayileşme konusunda örnek olarak ele alınabilecek kuruluşlardır. Bu yapı içinde tarımsal topraklarda; işletmecilik, gübre kullanımı, tarımsal alanların ıslahı, çiftçi eğitimi, pancar kooperatifçiliği ve hayvancılık, yem üretimi gibi tarımsal faaliyetlerin bütününü düzenleyen çalışmalar yapıldığı gibi, şeker pancarının üretim prosesinde başta şeker olmak üzere, yem, alkol, tohum, biyoetanol gibi çeşitli ürünler elde edilmektedir. Dikkat edilirse, şeker üretim süreci, tarımsal katma değer yarattığı gibi gıda sanayi başta olmak üzere petro-kimya, maya ve ilaç gibi çeşitli sektörlere de hammadde veya girdi üretmektedir. Bu bakımdan, şeker sanayinin yarattığı toplam katma değer, başka sektörlerle mukayese edilmeyecek düzeyde yüksektir; sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal fayda üreten bir katma değerdir.
Başka bir anlatımla Şeker Sanayii, hem tarımsal üretimin düzenlenmesine katkı yapan, hem tarımsal endüstrilerin kurulmasını sağlayan, hem de doğrudan doğruya endüstriye değer aktaran bir sektördür.
Günümüz dünyasında, üzerinde en çok konuşulan konulardan biri küreselleşmedir. Mesafeler hızla küçülmekte, dünyamız adeta küresel bir köye dönüşmektedir. Bu durum; yoksulluğun, açlığın, sağlıklı beslenmenin, artık bütün insanlığın meselesi olması demektir. Bu vaziyet aynı zamanda, artan insan nüfusunun beslenmesi ve sağlıklı gıda üretimine olan talebin yükselmesine yol açmaktadır. Bu gelişmeler beraberinde organik endüstriyel gıda ürünleri üreten ülkelerin, ihracat kabiliyetlerini ve ihracat yapma fırsatlarını önemli kılan bir süreçten geçtiğini gösterir. Önümüzde, sağlıklı gıda üretimine olan talebin hızla yükseldiği, gıda üretiminin nispi değerinin arttığı yeni bir dönem bulunmaktadır.
Tam da bu konuda ülkemiz, önemli meselelerle karşı karşıyadır. Bu meselelerden ilki, her geçen yıl nişasta bazlı şeker kotasının arttırılarak, piyasadaki kullanım hacminin genişletilmesidir. İkinci mesele ise pancara dayalı şeker üretiminin, yani doğrudan tüketilen sağlıklı şekerin veya gıda endüstrisinin kullandığı pancar şekeri üretiminin tasfiye edilmesi çabasıdır.
Günümüzde sağlık sorunlarının hızla yükselmesi, obezite, kalp ve damar hastalıkları, çağımızın vebası olarak nitelendirilen kanser hastalıklarındaki artış, sağlıklı beslenme ve gıda endüstrisinin temel girdisi niteliğinde olan pancar şekerine olan ilgiyi yeniden önemli kılmaktadır. Bugün dünya ülkeleri nişasta bazlı şeker yapay tatlandırıcıların sağlık boyutunu tartışırken diğer yandan pancardan şeker üreten Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğu, mesela İngiltere, Fransa, Avusturya, Hollanda, Danimarka, Finlandiya nişasta bazlı şeker üretim kotasını sıfır düzeyine çekmiştir.  Ülkemizde ise her yıl Bakanlar Kurulu kararıyla, zaten çok yüksek olan yüzde 10 düzeyindeki kotanın yüzde 50 oranında arttırılabilmesi dünya gerçeğiyle büyük ölçüde çelişmektedir ki bu durum, Türkiye’nin sağlıklı gıda tüketimi için, sağlıklı şeker üretim potansiyelini her geçen yıl daha da daraltması demektir.
Meselenin daha büyüğü ise, şeker sanayinin büyük ölçüde tasfiye edilmesine neden olacak olan özelleştirme politikalarıyla ilgilidir.
Değerli Katılımcılar,
Bilindiği gibi Türkiye Şeker Fabrikaları, 2000 yılından itibaren özelleştirme kapsamına alınmış ve 2003 yılında bir konsorsiyuma sektör için “özelleştirme strateji raporu” hazırlattırılmıştır.  Raporu hazırlayan konsorsiyumun ortağı olan yabancı şirketlerden birinin, aynı zamanda uluslararası bir şeker karteline ait olduğunu hatırlatarak, şunu vurgulamak isterim ki; bu rapora göre Türkiye’nin verimlilik oranı en yüksek, maliyetleri en düşük beş fabrikasının dışındaki bütün fabrikaları kapatılıp, 75 milyon nüfusluk Türkiye piyasası doğrudan pazar haline getirilmek istenmektedir.
Sendika olarak, özelleştirme girişimlerine karşı verdiğimiz mücadele, sadece biz işçilerin işimizi kaybetme mücadelesi değildir. Türkiye Şeker Sanayi İşçileri Sendikası’nın yaptığı mücadele, ülkesine karşı sorumluluğunun gereği olan bir mücadeledir.
Ülkemizde yaklaşık 3 milyar dolara yakın katma değer yaratan bir tarımsal endüstriyi, ayakta tutmak için verilen bir mücadeledir.
Başta pancar üreticileri, hayvan yetiştiricileri ve taşımacılık sektöründe çalışanlar olmak üzere yaklaşık 10 milyona yakın insanın, ekonomik faaliyetlerinin devam etmesine yönelik yapılan bir mücadeledir.
Bu mücadele, kurumsal alt yapısı ve insan gücüyle, bilgisi ve birikimiyle, dünya ekonomisi içerisinde yeri ve önemiyle büyüyen gıda endüstrisine ihtiyacı olan şekeri ihraç edecek, şeker üretiminde yıldız ülke olabilecek potansiyeldeki Türkiye’yi; şeker ithal eden bir ülke yapmak, gıdada dışa bağımlı kılmak isteyenlere karşı verilen bir mücadeledir.
Belirtmek isterim ki başlattığımız hukuk mücadelesi yoluyla, şeker endüstrisinin yok edilmesi konusunda Türkiye’nin büyüyen gıda sanayisinin yabancı şeker tekellerinin pazarı haline dönüştürülmesi ve nişasta bazlı şeker kartellerinin piyasadaki etkinliğinin arttırılması amacına dönük özelleştirmeler karşısında önemli başarılar elde edilmiştir. Ayrıca, kamuoyu oluşturulmaya çalışılarak halkımız bu konu hakkında duyarlı kılınmaya çalışılmıştır. En son gelinen noktada ise Türk şeker sanayinin bir anlamda tasfiye edilmesine ilişkin karar aşamasında, siyasi partilerden medyaya, parlamentodan bakanlar kurulu üyelerine kadar, ulaşabildiğimiz her platformda meseleyi anlatarak, bu endüstriyi yok etme konusunda takip edilen politikaların yanlışlığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Tamamen üreticileriyle hareket eden başta Amerika olmak üzere birçok AB ülkesinin yanı sıra dünyada, şeker sanayinin özelleştirilmesi konusunda şeker üretiminde özel sektörün payının çok sınırlı düzeylerde bulunduğu anlatılmıştır.  Dahası dünya uygulamalarında, şeker endüstrisinin geniş katılımlı, kamunun da içinde yer aldığı ‘üretici bazlı sektörel kalkınma modeli’ ile işleyişinin sürdürüldüğü izah edilmiştir. Ortaya koyduğumuz çalışmalar ve örnekler; Türkiye’de sektörün en alt düzeyinden, devletin en üst düzeyine kadar her kesime sunulmuştur. Son olarak, Sayın Başbakanımız şeker endüstrisini yok edecek yanlışa, özelleştirme uygulamasına, bizzat verdiği tarihi bir kararla dur demiştir.
Bu aşamada, Türkiye’nin en önemli endüstriyel yapılarından biri olan sektörümüzü doğru bir biçimde değerlendirmek durumundayız. Şeker Sanayinin geleceğinin aydınlığa kavuşması adına yeni bir gelişme stratejisi veya takip edilmesi gereken yeni bir yol haritası ortaya koymalıyız.Nitekim artık; şeker endüstrisini, tarımsal gelişme ve bölgesel kalkınmayı desteklemekten bir hayli uzak tutan; hatta şeker sanayini yok etmeye dönük kalıpların deşifre edildiği mevcut özelleştirme stratejisi bütünüyle rafa kaldırılmalıdır.
Değerli Katılımcılar,
Bu çerçevede öncelikli olarak Türkşeker, özelleştirme kapsam ve programından çıkarılarak özerk bir yönetim yapısına kavuşturulmalıdır. Özelleştirme İdaresi’ne bağlanan kuruluşa, teknolojik gelişme ve yenileme yatırımları konusunda imkan verilmediği için, bu idareye bağlı Türk Şeker’in teknolojisi her geçen gün geri bıraktırılmıştır, fabrikalar eskiyen ya da teknik olarak ömürlerini doldurmuş mekanizmalarını yenileyememişlerdir. Bu durumun, fabrikalarda değer kaybına yol açtığı bilinen bir husustur. Bu nedenle, Türkşeker’in biran önce Özelleştirme İdaresinden alınıp, yeni yapı içerisinde fabrikaların rehabilite edilmesi için kendi yönetim yapılarına sorumluluk verilmesi gerekir.
Diğer yandan, Türk Şeker’e bağlı kuruluşlar, özerk bir yapı olarak üç kuruluş bünyesinde ihracata dönük bir büyüme stratejisiyle yeniden örgütlenmelidir. Sektörü bilen yönetici kadrolarıyla, uzmanlaşmış üretim elemanlarıyla, mühendislik ve teknik bilgisiyle piyasa süreçlerine karar verme yetki ve sorumluluğu, bu yeni örgütlenmenin temel kriterleri olmalıdır. Bu kuruluşlar ile şeker pancarı üreticileri başta olmak üzere, hayvan yetiştiricileri, çalışanlar ve yan sanayi yöneticileri, yeni bir sektörel yönetim modeli kapsamında buluşturulmak durumundadır. İzlenecek bu yaklaşım ile sektörümüz; çiftçiden başlayan üretim prosesinin her aşamasında katkı yaratan paydaşların oluşturduğu, kooperatiflerin yer aldığı, bir sorumluluk ve katılım modeli ile dinamik bir işleyiş kazanacaktır.
Tarımsal kalkınmayla, endüstriyel gelişmeyi dengeli bir şekilde yürütecek bu strateji için, şeker fabrikalarının sosyal amaçlı üretim yapan tesislerine yatırım yapılmasıyla üretim şartlarının iyileştirilmesi gerekmektedir.  Bu yaklaşım, tarımsal destek politikalarıyla da teşvik edilmeli, bölgesel kalkınmanın etkin hale getirilmesi sağlanmalıdır. Sosyal amaçlı üretim yapan Kars, Erciş, Ağrı, Muş, Erzurum gibi fabrikaların sosyal maliyetleri en azından bu rehabilitasyon ve düzenleme sürecinde kamu tarafından karşılanarak, Türkşeker’in yükü hafifletilmelidir. Zira, 2003 yılına kadar Hazine’nin sübvanse ettiği 928 milyon TL tutarındaki zarar, o günden bugüne üreticilerimizi ve ihracatçımızı desteklemek adına Türkşeker tarafından karşılanmaktadır.
Değerli Misafirler,
Bugün, şeker üretimi hızlı bir şekilde yan endüstrileriyle birlikte, stratejik bir sektör haline gelmektedir. Tarımsal kalkınma, gıda sanayi, petro-kimya sanayi, maya, kozmetik, ilaç endüstrilerinin yanı sıra petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarına milyarlarca dolar harcayan ülkemizde, biyoetanolün alternatif ve temiz bir enerji kaynağı olduğu da düşünülürse, şekerin öneminin ne denli büyük olduğu daha net görülebilecektir. Bugün şeker endüstrisinin sorunlarını tartışmak, şeker sanayinin geleceğine sahip çıkmak, Türkiye’nin varlığına ve geleceğine sahip çıkmak anlamı taşımaktadır.
Değerli Katılımcılar,
Bugün küresel politik oluşumlara yön veren ülkeler, stratejik öneminin dünyaca kabul gördüğü ürünlerin üretimlerini garanti altına almak adına kararlar alırken; ülkemiz de  kalkınmanın üretmekten; üretmenin ise üretici eksenli yapılanmalar ile gerçekleşeceğinin farkındalığıyla hareket etmek zorundadır. Bu platform vesilesiyle, Avrupa’da ve birçok ülkede yaşanan özelleştirme politikalarının yön değiştirerek fabrikaların üretici ve çalışanlara devri ile çizilen yolda; Türkiye’yi seven herkesi, güçlü ve büyük Türkiye idealinden heyecan duyan her kimseyi, hepinizi bu sektöre sahip çıkmaya davet ediyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, hep birlikte gerçekleştireceğimiz Şekerin Geleceği ‘Sektörde Yıldız Ülke Olabiliriz’ sempozyumunun Türk çiftçisine, üreticisine, sanayisine ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
 
                                            İsa GÖK

                    Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı

Sayfalar:
1