AB Şeker Rejimi Reformu’nun Türkiye’ye Etkileri


* AB Şeker Reformu kapsamında Türk şeker sektörünü doğrudan etkileyecek en önemli öneriler; kota, fiyat ve yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemelerdir. * AB’de halen %2 olarak uygulanmakta olan izoglikoz kotasına karşın, ülkemizde toplam Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotası yasa ile %10 olarak kabul edilmiş olup, son üç yılda %50 oranında arttırılarak %15 olarak uygulanmıştır. Reform kapsamında artırılması öngörülen izoglikoz kotasına uyum sağlanabilmesi için, öncelikle ülkemizdeki nişasta bazlı şeker kotasının AB’ye uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. * AB şeker rejimine ilişkin reformlar arasında şeker üretiminin daha az rekabetçi şartlarda şeker üreten üye ülkelerden, daha fazla rekabetçi şartlara sahip ülkelere aktarılması yer almaktadır. * Bu amaçla şeker kotalarının üye ülkeler arasında transfer edilebilmesine imkân sağlanacaktır. Bu da AB’ye üyelik durumunda sanayimiz bünyesindeki verimlilik ve karlılığı düşük olan fabrikaların kapanmasına, şekerde iç piyasanın AB şekerine karşı rekabet gücünün daha da azalmasına ve sonuçta Türk şeker sektörünün çökmesine neden olabilecektir. * Bu nedenle, ihtiyaca cevap verecek miktarda üretim istikrarı ve ülke şeker kotasının belli bir düzeyin altına düşmemesi gerekmektedir. * Türkiye Şeker Sektörü, en büyük pancar şekeri üreticisi olan AB’nin pancar ve şeker fiyatlarına yönelik yeni düzenlemelerinden de etkilenecektir. * Reform kapsamında AB’nde pancar fiyatlarında %49, şeker fiyatlarında %36 oranında indirim öngören fiyat düzenlemeleri karşısında sektörümüzün devamlılığı; fabrikaların teknoloji ve ölçek büyüklüğü açısından revize edilerek üretim ve işleme maliyetlerinin düşürülmesi yönündeki tedbirlerin bir an önce alınması ile mümkün olabilecektir. * AB’ye üyelik durumunda “Gönüllü Yeniden Yapılanma” programı özellikle verimi yüksek bölgeler dışındaki fabrikalarımız için tehdit oluşturabilecek, bu ise ülkemizin dolaylı kota kaybına neden olabilecektir. Türk şeker sektörünün AB Şeker Reformları ışığında sürdürülebilirliğini sağlamak için; o Üreticiden tüketiciye uzanan hizmet zincirinin her halkasında sanayiyi ayakta tutan unsurların zarar görmesine izin vermeden, ekonomi kurallarına göre işleyen yeni bir yapının kurulması, o Ülkemizde ve dünyadaki gelişmelere paralel olarak sektörün sürdürülebilirliği ancak üretimde minimum maliyet, maksimum verimlilik şartlarına bağlı olduğundan, fabrikaların gerekli şekilde revize edilerek teknolojilerinin yenilenmesi ve optimal ölçek büyüklüğünün sağlanması, o 4634 sayılı Şeker Kanunu ile ülkemizde şeker sektörünün düzenlenmesi, denetlenmesi ve sektöre yönelik uygulamaların gerçekleştirilmesi görevleri verilen Şeker Kurumu ve Hizmet Birimlerinin çalışmalarının devamının sağlanması, o Sektörün, ihracat potansiyelinin göz ardı edilmeden oto finansmanının (sektörün kendi kendini finanse edebilmesinin) yasal düzenlemeler yapılarak güçlendirilmesi, o Dâhili üretimin sürdürülebilirliği ve devamlılığı esas olmak üzere, iç talep ve güvenlik stokunu riske etmeksizin, üretmeye yeterli kurulu kapasitenin faal tutulması, o DTÖ ile yapılan müzakerelerin, sektörü yoğun ithalat baskısından koruyacak şekilde en az tarife indirimiyle sonuçlandırılarak şekerin hassas ürün kapsamına alınması, o NBŞ’ler için uygulanmakta olan kotanın AB’ye uyumlu hale getirilmesi, o Tam üyelikten önce AB ülkelerinin şeker sektöründe uyguladığı verimi ve verimliliği artıran mekanizmaların ülkemiz sektöründe de uygulanması gerekmektedir. FIRSATLAR VE RİSKLER: 2014’TEN SONRA YILDIZ ÜLKE TÜRKİYE!.. * AB’ye tam üyelik müzakerelerini sürdürmekte olan ülkemiz için, AB Şeker Rejimi Reformu büyük fırsatlarla beraber sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. * AB şeker reformuyla birlikte, Türkiye’nin önünde çok büyük bir fırsat oluşacaktır. * Birliğe üye ülkelerin şeker pazarından çıkışı ile doğabilecek boşluk coğrafi konumumuz itibarı ile ülkemizin şeker ticaretindeki şansını arttırmaktadır. * AB şeker üretiminin azalması ve dünya şeker ticaretindeki payı %15 olan AB’nin pazardan çekilmesi ile dünya şeker piyasasında yaklaşık 3 - 4 milyon tonluk şeker açığı oluşacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme eğilimi ile birlikte şekerde oluşacak arz darlığı da bu süreci hızlandıracaktır. * Bu durumda Türkiye, özellikle Orta Asya ve Ortadoğu pazarları açısından coğrafi konumu ve bu ülkelere olan yakınlığı açısından son derece büyük bir avantaj elde edecektir. * Kamış şekeri üreticisi ülkelerin bu bölgelere olan uzaklığı, zaman, nakliye olanakları ve navlun ücretleri bakımından Türkiye açısından avantaj oluşturacaktır. * Ancak bunun yapılabilmesi, ülkemiz pancar ve şeker üretiminin korunmasına ve şeker üretim maliyetlerinin dünya şeker fiyatları ile rekabet edebilecek bir düzeye getirilmesine bağlıdır. * Bu nedenle Türkiye’nin AB ve dünya pazarlarında rekabet şansı bulabilmesi için pancar tarımını ve şeker fabrikalarını güçlendirmesi şarttır. Acil bir eylem planı oluşturularak en kısa zamanda fabrikalarımızın modernize edilmesi ve teknik altyapılarının uluslararası rekabete uygun bir hale getirilmesi gerekmektedir. * AB, biyoetanol üretimini pancar kotası kapsamı dışına çıkarmıştır. Bu da pancar şekeri üreten fabrikaları ek yatırımlar ile geleceğin yakıtı olarak adlandırılan biyoetanol üretimine yönlendirecektir. Aynı şekilde ülkemizde de şeker fabrikalarına yapılacak ilave yatırımlar ile enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılması mümkün olabilecektir. Bu konuda Pankobirlik tarafından Çumra’da kurulan fabrika güzel bir örnek oluşturmaktadır. * Ancak gelişigüzel özelleştirmeler devam ederse, ülkemiz pancar üretimi küçük bir bölgeyle sınırlandırılmış, özelleştirilemeyen fabrikaları kapatılmış ve pancar kotası azaltılmış olarak birliğe üye olmak durumunda kalacaktır. * Birliğe üyelik halinde şeker kotası son beş yılın üretim ortalamalarına göre belirleneceğinden, Türkiye sektörden dışlanan ülkelerle aynı kaderi paylaşacak ve ülke şeker kotasını kalıcı olarak kaybedebilecektir. * Böyle bir durumda özel fabrikaların da yaşama şansı kalmayacak, Türkiye stratejik öneme sahip olduğu bu sektörden tamamen çekilmek zorunda kalabilecektir. * Türkiye AB’nin üçüncü ülkelere karşı olan taahhütlerine de uymak zorunda olduğundan, ülkemiz kamış şekeri üreticisi ülkelerin, büyük pancar şekeri üreticisi AB ülkelerinin, ABD’nin ve çok uluslu NBŞ şirketlerinin pazarı haline getirilmiş olacaktır. * Bu yüzden Türkiye her ne pahasına olursa olsun AB’ye tam üye oluncaya ve AB Şeker Reformu tamamlanıncaya kadar, yani 2014 yılına kadar şeker üretimini korumak ve maliyetlerini minimize etmek zorundadır. * AB şeker reformu doğrultusunda uygun önlemleri almak üzere toplumsal konsensüs sağlayacak somut adımlar atılmalıdır. Şeker - İş Araştırma Grubu