PANCAR TARIMI VE PANCAR ŞEKERİ SEKTÖRÜNE KISA BAKIŞ


Pancar tarımı ve pancar şekeri sektörü en fazla istihdam yaratan, yan sektörlere büyük katkı sağlayan, en fazla çiftçi geliri sağlayan sektördür. Bu sektör ülkemizde yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer yaratmakta, taşımacılık sektörüne yılda 25 milyon ton iş hacmi sağlamaktadır. Geçimini doğrudan veya dolaylı olarak sektörle ilişkilendirmiş 10 milyon insanımızın iş ve ekmek kapısıdır. Bu özellikleri nedeniyle sektör tüm dünyada desteklenip korunmaktadır. Türkiye, bu sektörü desteklemeyen tek ülkedir. Türkşeker 2000 yılında özelleştirme kapsamına alınmış, 2003 yılında kabul edilen ve 2005 yılında revize edilen yol haritasına göre kârlı fabrikanın tek başına değil, zarar eden 1 veya 2 fabrika ile birlikte satışa çıkarılması şeklinde bir özelleştirme öngörülmüştür. Ancak 6 Aralık 2005 tarih ve 26015 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile birim üretim maliyetleri düşük, kar oranları yüksek fabrikalardan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alınmış, 13 Nisan 2006 tarihinde ihale ilanları yayınlanmıştır. Sendikamız Şeker-İş, Türkşekerin yaşatılması, ülkemizin şeker üretiminde varlığını sürdürmesi için büyük bir mücadele vererek önce üst üste iki kez Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının ihale tarihlerinin ertelenmesini, ardından tümüyle iptal edilmesini sağlamıştır. Gerçekleştirilen hukuk mücadelesi neticesinde Danıştay tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararlarının da etkisiyle Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları yeniden Türkşeker bünyesine devredilmiştir. Å Siyaseten ve hukuken alınan tüm bu kararlara rağmen, 8 Ekim 2007 tarih ve 2007/57 sayılı ÖYK Kararı ile bu kez Türkşeker’deki kamu hisselerinin tamamı özelleştirme programına alınmış, Sendikamızca siyasi ve hukuki platformda gerçekleştirilen mücadeleler neticesinde bir kez daha Sendikamızın haklılığı kanıtlanmış, yine yürütmenin durdurulması sağlanmıştır. Å Türkşeker’in özelleştirilmesi halinde; Yüksek kapasiteli ve yeni teknolojik donanıma sahip fabrikalar satılabilecek, diğerlerinin özelleştirilmesi mümkün olmayacak ve kapanmak zorunda kalacaklardır. 15 ile 18 arasında fabrikanın kapanmak zorunda kalacağı sektörde pancar işleme kapasitesi ve şeker üretim miktarı daralacak, kapasite kullanım oranı ise % 15 – 25’e kadar düşecek, stoklar olağanüstü boyutlara ulaşacaktır. Bunların kapanması halinde; pancar tarımı ve şeker üretimi % 40 – 50 oranında, sektörel istihdam % 50 – 60 oranında azalacak, yan sektörler de bu durumdan olumsuz etkilenecek, bölgesel kalkınma sekteye uğrayacak, doğrudan ve dolaylı şekilde 6 milyon kişi bundan olumsuz etkilenecektir. Köyden kente göç olgusu önlenemez boyutlara ulaşacak, büyük kentlerde güvenlik sorunları artacak, kırsal kesimde ise terör olağanüstü boyutlara ulaşacaktır. Türk şeker sanayi çökecek, Türkiye pancar şekeri üretiminde stratejik önemini yitirecek ve dev uluslar arası şirketlerin pazarı olacaktır. Bugün ülkemizin yıllık şeker ihtiyacı 2,5 milyon ton civarındadır. Ancak bunun çok altında şeker üretilmesine rağmen stoklar oluşmuştur. Stok oluşumunun temel nedenleri; yurda çok miktarda kaçak şeker ve tatlandırıcı girişi, yurtiçinde kaçak şeker ve tatlandırıcı üretim ve satışı, kimyasal tatlandırıcı ithalatının 13 kat artmış olması, nişasta bazlı şekerlerin kotasının yüksek belirlenmesidir. 2006 yılı itibarıyla 42 bin tonu güvenlik stokları olmak üzere toplam 503.185 tona ulaşan stok mevcudu. 2007 pazarlama yılında 41 bin tonu güvenlik stoku olmak üzere 255 bin tona gerilemiş, 2008 pazarlama yılında ise Sendikamızın girişimleriyle kaçak şeker, kaçak üretim ve kimyasal tatlandırıcı ithalatı konularında alınan önlemlerle stoklar tamamen eritilmiştir. AB şeker reformu ile pancar şekeri üreticisi ülke sayısının 6’ya düşürülmesi hedeflendiğinden, dünya piyasasında şeker açığı oluşacak ve borsa fiyatları yükselecektir. Bu durum, 2014 yılına kadar mevcut pancar kotasını koruyabildiğimiz sürece Türkiye için büyük bir avantaj oluşturacaktır. Türkiye, pancar şekerinde geleceğin yıldız ülkesi haline gelecektir. Aksi takdirde AB’ye tam üyelik durumunda ülkemiz mevcut şeker kotasını da kaybederek sektörden çekilmek zorunda kalabilecektir. Öte yandan, günümüzde tüm dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş durumdadır. Biyoetanol üretimi büyük bir önem kazanmış, şeker pancarı, şeker kamışı gibi yüksek verimli biyoetanol hammaddeleri bu sektöre yönlendirilmiştir. Biyoetanol, fosil yakıtlara ve dolayısıyla enerjide dışa bağımlılığın önlenmesi açısından çok önemli bir alternatif haline gelmiştir. Türkiye’nin de, gerekli yasal altyapıyı bir an önce tamamlayarak, biyoetanol üretimine ağırlık vermesi gerekmektedir. Bu çerçevede biyoetanol üretimi açısından en verimli hammadde olan pancar üretim potansiyelinin 20 milyon tonlardan 25 – 30 milyon tonlara çıkartılabilmesi için de gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Ancak Türkşeker’in özelleştirilmesine yönelik ısrar sürdürülmüş ve 12 Ağustos 2008 tarih ve 2008/50 sayılı ÖYK Kararı ile Türkşeker bir kez daha tüm varlıklarıyla özelleştirme programına alınmış, şeker fabrikalarının coğrafi bazlı 6 portföy halinde özelleştirilmesi, satışın varlık satışı yöntemiyle gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Akabinde Portföy A olarak adlandırılan portföy grubunun ihale ilanı yayınlanmış, ihaleye son katılım tarihi 27 Kasım 2008 olarak belirlenmiştir. Sendikamız bu kararlara karşı da gerek siyasi, gerekse hukuki platformlarda yoğun bir mücadele yürütmüştür. Danıştay nezdinde açılan davalar henüz devam etmekle birlikte, ihaleye hiç katılım olmaması gerekçesiyle ÖİB tarafından ihale iptal edilmiştir. Bu durum da göstermektedir ki; yapılacak özelleştirmeler, daha önce iptal edilen Bor, Ereğli, Ilgın gibi karlı fabrikaların öncelikli olarak satışı şeklindeki özelleştirme yöntemi ile aynı sonucu doğuracak, yapılacak ihalelerde fabrikaların çoğu satılamayacak, belli fabrikalar yaşayacak, diğerleri ise kapanacaktır. Bu durumda kapanacak olan fabrikaların bulunduğu yörelerdeki pancar çiftçilerinin pancarlarını kalan fabrikalara nakletmelerine imkan kalmayacak ve pancar tarımı da sona erecektir. İhaleye çıkartılan fabrikalarımızın tamamı Doğu Anadolu bölgesinde yer almaktadırlar. Bu bölgedeki diğer tüm fabrikalarımız ve Güneydoğu Anadolu’daki tüm ekim alanlarımız gibi bulundukları yörelerin can damarları konumundadırlar. Ancak bulundukları yörelerde pancar veriminin düşük olması nedeniyle bu fabrikalarımızın özel kesimce işletilmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla sadece kotaları için satın alınmaları mümkün olabilecek, kotaları devredildikten sonra kapanmaları gündeme gelecektir. Bu fabrikaların kapanmaları ve pancar tarımının bitmesi ise, pancar çiftçileriyle birlikte yöredeki esnafları da olumsuz etkileyerek iflas etmelerine, yöre halkının fakirleşmesine neden olacak, yöresel ekonomiler çökecek, bölgesel kalkınma sekteye uğrayacak, büyük kentlere göç hızlanacak, terör olaylarında artış yaşanabilecektir. Tüm ülke ekonomisi de bundan olumsuz etkilenecektir ki; dünyanın küresel krizle çalkalandığı ve Türkiye’nin krizden sakınmaya çalıştığı günümüzde ülkemizin böyle bir ekonomik çöküntüyü kaldırması kolay olmayacaktır. Öte yandan bu fabrikalarımızın bulundukları bölgelerdeki arazilerle ilgili birtakım değerlendirme ve düşünceleri bulunan kişiler ile zaman zaman basında yer aldığı gibi işletme dışı amaçlar taşıyan Ermeni ve İsrail asıllı bazı firmalar, Barzani gibi art niyetli kişiler çok düşük fiyatlarla talip olabilecektir. Dolayısıyla bu fabrikaların özelleştirilmesine bir iç ve dış güvenlik sorunu olarak bakılmalı, bunlara talip olanlar ve amaçları çok iyi araştırılmalıdır. Özelleştirmenin bu şekilde gerçekleştirilmesi ve Türkiye’nin bu şekilde pancar tarımı bitme noktasına gelmiş, şeker üretimi azalmış olarak AB’ye tam üye olması halinde kalan şeker kotamız da ülkeler arası kota aktarımı yoluyla elimizden alınarak başka ülkelere devredilecek ve ülkemiz AB ve ABD gibi büyük şeker üreticisi ülkelerle uluslar arası şeker ticareti yapan büyük kartellerin pazarı haline gelecektir. Tüm bu nedenlerle diğer şeker üreticisi ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de şeker sektörünün korunması, geliştirilmesi şarttır. Dünyadaki gelişmeler ve AB Şeker Rejimi Reformu’nun sonuçları titizlikle takip edilmeli, reformun sona ereceği, Türkiye’nin tam üye olarak AB’ye gireceği öngörülen 2015 yılına kadar sektör desteklenerek devlet çatısı altında kalması sağlanmalıdır. Nitekim Türkşeker’in 2006 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü ve yoğun olarak özelleştirmenin tartışıldığı TBMM KİT Komisyonu’nda Türkiye’ye yön veren en önemli kuruluşlardan birisi olan DPT’yi temsilen konuşan Taylan Kıymaz, “özelleştirmenin birçok fabrikanın kapatılmasını gündeme getireceğini, fabrikalara bağlı üretim yapan üreticilerin de mağdur olacağını” vurgulayarak, “sektörün geleceğe hazırlanması açısından özelleştirmenin ertelenmesinin yararlı olacağını ve bu konuyu hazırladıkları raporlarda da dile getirdiklerini” söylemiştir. Bu süreçte de şeker fabrikaları ölçek büyüklüğü ve teknoloji açısından revize edilmeli, maliyetleri minimize edilmeli ve rekabet gücü kazandırılmalı, pancar ve şeker üretimimiz hızla arttırılarak mevcut potansiyelimiz değerlendirilmelidir. Ancak Özelleştirme İdaresi, özelleştirme bahanesiyle Türkşeker’i baskı altında tutmakta, yatırımları ve yatırım ödeneklerini engellemektedir. Türkşeker’in maliyetlerini minimize etmesinin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkan bu hatalı tutum, fabrikaların mevcut ısrarla özelleştirilmeleri durumunda değerlerinin çok altında fiyatlarla ve işletme dışı amaçlarla talep görmelerine yol açacaktır. Öte yandan Türkşeker’in vasıflı personel ihtiyacı da giderek artmaktadır. Dolayısıyla Türkşeker bünyesinde “sürekli işçi” pozisyonunda bulunanlar arasındaki vasıflı personelin değerlendirilmesinin önündeki yasal mevzuattan kaynaklanan engellerin kaldırılması da büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde şeker fabrikalarında çiftçi kooperatiflerinin etkinliğinin artması, şeker sanayiinde salt kar güdüsüyle faaliyette bulunmanın imkansızlığını ortaya koymakta, çiftçiyi ve işçiyi dışlayan yapılanmaların başarı şansının olmadığını göstermekte, şeker sektörüne yönelik olarak atılacak her türlü adımın çiftçi ve işçi temelinde şekillenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle özelleştirme politikalarından vazgeçilmeli, özelleştirme yerine özerkleştirme yapılmalı, bu yapılamazsa mülkiyet devri yerine işletme hakkının devri yöntemi benimsenmeli, fabrikaların asıl sahipleri olan pancar çiftçileri ile şeker işçilerinin ve devletin birlikte yer alacağı yeni bir organizasyon şekli oluşturulmalıdır. BU HEDEFLERE ULAŞINCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRDÜRÜLECEKTİR. Sendikamızın konuya ilişkin düşünceleri, internet sitemiz aracılığıyla başta değerli üyelerimiz olmak üzere teşkilatımızın, tüm ilgili çevrelerin ve duyarlı halkımızın bilgisine sunulmaktadır. Saygılarımla, Şeker-İş Sendikası Genel Başkan İsa GÖK