Genel Başkanımızdan

PANCAR TARIMI VE PANCAR ŞEKERİ SEKTÖRÜNE KISA BAKIŞ


Pancar tarımı ve pancar şekeri sektörü en fazla istihdam yaratan, yan sektörlere büyük katkı sağlayan, en fazla çiftçi geliri sağlayan sektördür. Bu sektör ülkemizde yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer yaratmakta, taşımacılık sektörüne yılda 25 milyon ton iş hacmi sağlamaktadır. Geçimini doğrudan veya dolaylı olarak sektörle ilişkilendirmiş 10 milyon insanımızın iş ve ekmek kapısıdır. Bu özellikleri nedeniyle sektör tüm dünyada desteklenip korunmaktadır. Türkiye, bu sektörü desteklemeyen tek ülkedir. Türkşeker 2000 yılında özelleştirme kapsamına alınmış, 2003 yılında kabul edilen ve 2005 yılında revize edilen yol haritasına göre kârlı fabrikanın tek başına değil, zarar eden 1 veya 2 fabrika ile birlikte satışa çıkarılması şeklinde bir özelleştirme öngörülmüştür. Ancak 6 Aralık 2005 tarih ve 26015 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile birim üretim maliyetleri düşük, kar oranları yüksek fabrikalardan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alınmış, 13 Nisan 2006 tarihinde ihale ilanları yayınlanmıştır. Sendikamız Şeker-İş, Türkşekerin yaşatılması, ülkemizin şeker üretiminde varlığını sürdürmesi için büyük bir mücadele vererek önce üst üste iki kez Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının ihale tarihlerinin ertelenmesini, ardından tümüyle iptal edilmesini sağlamıştır. Gerçekleştirilen hukuk mücadelesi neticesinde Danıştay tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararlarının da etkisiyle Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları yeniden Türkşeker bünyesine devredilmiştir. Å Siyaseten ve hukuken alınan tüm bu kararlara rağmen, 8 Ekim 2007 tarih ve 2007/57 sayılı ÖYK Kararı ile bu kez Türkşeker’deki kamu hisselerinin tamamı özelleştirme programına alınmış, Sendikamızca siyasi ve hukuki platformda gerçekleştirilen mücadeleler neticesinde bir kez daha Sendikamızın haklılığı kanıtlanmış, yine yürütmenin durdurulması sağlanmıştır. Å Türkşeker’in özelleştirilmesi halinde; Yüksek kapasiteli ve yeni teknolojik donanıma sahip fabrikalar satılabilecek, diğerlerinin özelleştirilmesi mümkün olmayacak ve kapanmak zorunda kalacaklardır. 15 ile 18 arasında fabrikanın kapanmak zorunda kalacağı sektörde pancar işleme kapasitesi ve şeker üretim miktarı daralacak, kapasite kullanım oranı ise % 15 – 25’e kadar düşecek, stoklar olağanüstü boyutlara ulaşacaktır. Bunların kapanması halinde; pancar tarımı ve şeker üretimi % 40 – 50 oranında, sektörel istihdam % 50 – 60 oranında azalacak, yan sektörler de bu durumdan olumsuz etkilenecek, bölgesel kalkınma sekteye uğrayacak, doğrudan ve dolaylı şekilde 6 milyon kişi bundan olumsuz etkilenecektir. Köyden kente göç olgusu önlenemez boyutlara ulaşacak, büyük kentlerde güvenlik sorunları artacak, kırsal kesimde ise terör olağanüstü boyutlara ulaşacaktır. Türk şeker sanayi çökecek, Türkiye pancar şekeri üretiminde stratejik önemini yitirecek ve dev uluslar arası şirketlerin pazarı olacaktır. Bugün ülkemizin yıllık şeker ihtiyacı 2,5 milyon ton civarındadır. Ancak bunun çok altında şeker üretilmesine rağmen stoklar oluşmuştur. Stok oluşumunun temel nedenleri; yurda çok miktarda kaçak şeker ve tatlandırıcı girişi, yurtiçinde kaçak şeker ve tatlandırıcı üretim ve satışı, kimyasal tatlandırıcı ithalatının 13 kat artmış olması, nişasta bazlı şekerlerin kotasının yüksek belirlenmesidir. 2006 yılı itibarıyla 42 bin tonu güvenlik stokları olmak üzere toplam 503.185 tona ulaşan stok mevcudu. 2007 pazarlama yılında 41 bin tonu güvenlik stoku olmak üzere 255 bin tona gerilemiş, 2008 pazarlama yılında ise Sendikamızın girişimleriyle kaçak şeker, kaçak üretim ve kimyasal tatlandırıcı ithalatı konularında alınan önlemlerle stoklar tamamen eritilmiştir. AB şeker reformu ile pancar şekeri üreticisi ülke sayısının 6’ya düşürülmesi hedeflendiğinden, dünya piyasasında şeker açığı oluşacak ve borsa fiyatları yükselecektir. Bu durum, 2014 yılına kadar mevcut pancar kotasını koruyabildiğimiz sürece Türkiye için büyük bir avantaj oluşturacaktır. Türkiye, pancar şekerinde geleceğin yıldız ülkesi haline gelecektir. Aksi takdirde AB’ye tam üyelik durumunda ülkemiz mevcut şeker kotasını da kaybederek sektörden çekilmek zorunda kalabilecektir. Öte yandan, günümüzde tüm dünya yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş durumdadır. Biyoetanol üretimi büyük bir önem kazanmış, şeker pancarı, şeker kamışı gibi yüksek verimli biyoetanol hammaddeleri bu sektöre yönlendirilmiştir. Biyoetanol, fosil yakıtlara ve dolayısıyla enerjide dışa bağımlılığın önlenmesi açısından çok önemli bir alternatif haline gelmiştir. Türkiye’nin de, gerekli yasal altyapıyı bir an önce tamamlayarak, biyoetanol üretimine ağırlık vermesi gerekmektedir. Bu çerçevede biyoetanol üretimi açısından en verimli hammadde olan pancar üretim potansiyelinin 20 milyon tonlardan 25 – 30 milyon tonlara çıkartılabilmesi için de gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Ancak Türkşeker’in özelleştirilmesine yönelik ısrar sürdürülmüş ve 12 Ağustos 2008 tarih ve 2008/50 sayılı ÖYK Kararı ile Türkşeker bir kez daha tüm varlıklarıyla özelleştirme programına alınmış, şeker fabrikalarının coğrafi bazlı 6 portföy halinde özelleştirilmesi, satışın varlık satışı yöntemiyle gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Akabinde Portföy A olarak adlandırılan portföy grubunun ihale ilanı yayınlanmış, ihaleye son katılım tarihi 27 Kasım 2008 olarak belirlenmiştir. Sendikamız bu kararlara karşı da gerek siyasi, gerekse hukuki platformlarda yoğun bir mücadele yürütmüştür. Danıştay nezdinde açılan davalar henüz devam etmekle birlikte, ihaleye hiç katılım olmaması gerekçesiyle ÖİB tarafından ihale iptal edilmiştir. Bu durum da göstermektedir ki; yapılacak özelleştirmeler, daha önce iptal edilen Bor, Ereğli, Ilgın gibi karlı fabrikaların öncelikli olarak satışı şeklindeki özelleştirme yöntemi ile aynı sonucu doğuracak, yapılacak ihalelerde fabrikaların çoğu satılamayacak, belli fabrikalar yaşayacak, diğerleri ise kapanacaktır. Bu durumda kapanacak olan fabrikaların bulunduğu yörelerdeki pancar çiftçilerinin pancarlarını kalan fabrikalara nakletmelerine imkan kalmayacak ve pancar tarımı da sona erecektir. İhaleye çıkartılan fabrikalarımızın tamamı Doğu Anadolu bölgesinde yer almaktadırlar. Bu bölgedeki diğer tüm fabrikalarımız ve Güneydoğu Anadolu’daki tüm ekim alanlarımız gibi bulundukları yörelerin can damarları konumundadırlar. Ancak bulundukları yörelerde pancar veriminin düşük olması nedeniyle bu fabrikalarımızın özel kesimce işletilmesi mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla sadece kotaları için satın alınmaları mümkün olabilecek, kotaları devredildikten sonra kapanmaları gündeme gelecektir. Bu fabrikaların kapanmaları ve pancar tarımının bitmesi ise, pancar çiftçileriyle birlikte yöredeki esnafları da olumsuz etkileyerek iflas etmelerine, yöre halkının fakirleşmesine neden olacak, yöresel ekonomiler çökecek, bölgesel kalkınma sekteye uğrayacak, büyük kentlere göç hızlanacak, terör olaylarında artış yaşanabilecektir. Tüm ülke ekonomisi de bundan olumsuz etkilenecektir ki; dünyanın küresel krizle çalkalandığı ve Türkiye’nin krizden sakınmaya çalıştığı günümüzde ülkemizin böyle bir ekonomik çöküntüyü kaldırması kolay olmayacaktır. Öte yandan bu fabrikalarımızın bulundukları bölgelerdeki arazilerle ilgili birtakım değerlendirme ve düşünceleri bulunan kişiler ile zaman zaman basında yer aldığı gibi işletme dışı amaçlar taşıyan Ermeni ve İsrail asıllı bazı firmalar, Barzani gibi art niyetli kişiler çok düşük fiyatlarla talip olabilecektir. Dolayısıyla bu fabrikaların özelleştirilmesine bir iç ve dış güvenlik sorunu olarak bakılmalı, bunlara talip olanlar ve amaçları çok iyi araştırılmalıdır. Özelleştirmenin bu şekilde gerçekleştirilmesi ve Türkiye’nin bu şekilde pancar tarımı bitme noktasına gelmiş, şeker üretimi azalmış olarak AB’ye tam üye olması halinde kalan şeker kotamız da ülkeler arası kota aktarımı yoluyla elimizden alınarak başka ülkelere devredilecek ve ülkemiz AB ve ABD gibi büyük şeker üreticisi ülkelerle uluslar arası şeker ticareti yapan büyük kartellerin pazarı haline gelecektir. Tüm bu nedenlerle diğer şeker üreticisi ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de şeker sektörünün korunması, geliştirilmesi şarttır. Dünyadaki gelişmeler ve AB Şeker Rejimi Reformu’nun sonuçları titizlikle takip edilmeli, reformun sona ereceği, Türkiye’nin tam üye olarak AB’ye gireceği öngörülen 2015 yılına kadar sektör desteklenerek devlet çatısı altında kalması sağlanmalıdır. Nitekim Türkşeker’in 2006 yılı faaliyetlerinin görüşüldüğü ve yoğun olarak özelleştirmenin tartışıldığı TBMM KİT Komisyonu’nda Türkiye’ye yön veren en önemli kuruluşlardan birisi olan DPT’yi temsilen konuşan Taylan Kıymaz, “özelleştirmenin birçok fabrikanın kapatılmasını gündeme getireceğini, fabrikalara bağlı üretim yapan üreticilerin de mağdur olacağını” vurgulayarak, “sektörün geleceğe hazırlanması açısından özelleştirmenin ertelenmesinin yararlı olacağını ve bu konuyu hazırladıkları raporlarda da dile getirdiklerini” söylemiştir. Bu süreçte de şeker fabrikaları ölçek büyüklüğü ve teknoloji açısından revize edilmeli, maliyetleri minimize edilmeli ve rekabet gücü kazandırılmalı, pancar ve şeker üretimimiz hızla arttırılarak mevcut potansiyelimiz değerlendirilmelidir. Ancak Özelleştirme İdaresi, özelleştirme bahanesiyle Türkşeker’i baskı altında tutmakta, yatırımları ve yatırım ödeneklerini engellemektedir. Türkşeker’in maliyetlerini minimize etmesinin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkan bu hatalı tutum, fabrikaların mevcut ısrarla özelleştirilmeleri durumunda değerlerinin çok altında fiyatlarla ve işletme dışı amaçlarla talep görmelerine yol açacaktır. Öte yandan Türkşeker’in vasıflı personel ihtiyacı da giderek artmaktadır. Dolayısıyla Türkşeker bünyesinde “sürekli işçi” pozisyonunda bulunanlar arasındaki vasıflı personelin değerlendirilmesinin önündeki yasal mevzuattan kaynaklanan engellerin kaldırılması da büyük önem taşımaktadır. Gelişmiş ülkelerde şeker fabrikalarında çiftçi kooperatiflerinin etkinliğinin artması, şeker sanayiinde salt kar güdüsüyle faaliyette bulunmanın imkansızlığını ortaya koymakta, çiftçiyi ve işçiyi dışlayan yapılanmaların başarı şansının olmadığını göstermekte, şeker sektörüne yönelik olarak atılacak her türlü adımın çiftçi ve işçi temelinde şekillenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle özelleştirme politikalarından vazgeçilmeli, özelleştirme yerine özerkleştirme yapılmalı, bu yapılamazsa mülkiyet devri yerine işletme hakkının devri yöntemi benimsenmeli, fabrikaların asıl sahipleri olan pancar çiftçileri ile şeker işçilerinin ve devletin birlikte yer alacağı yeni bir organizasyon şekli oluşturulmalıdır. BU HEDEFLERE ULAŞINCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRDÜRÜLECEKTİR. Sendikamızın konuya ilişkin düşünceleri, internet sitemiz aracılığıyla başta değerli üyelerimiz olmak üzere teşkilatımızın, tüm ilgili çevrelerin ve duyarlı halkımızın bilgisine sunulmaktadır. Saygılarımla, Şeker-İş Sendikası Genel Başkan İsa GÖK

PANCAR TARIMI


Pancar, tarımı yapılabilen tüm ülkelerde stratejik ürün olarak kabul edilmekte, üretimi ve tarımı teşvik edilmekte, desteklenmekte ve korunmaktadır. Pancar tarımının faydaları saymakla bitirilemeyecek kadar çoktur. Pancar, çiftçiyi tarlaya ve köye bağlayan, ileri teknoloji gerektirmesi nedeniyle üreticilerimizin tarımsal bilgi ve kültür düzeylerini yükselten, ailenin tüm fertlerine çalışma imkanı ve istihdam sağlayan, nüfusun kırsal kesimde tutulmasına, iç göçün yavaşlatılmasına ve bölgesel kalkınmışlık farklarının azaltılmasına en büyük katkıyı sağlayan ürünlerin başında gelmektedir. Şeker pancarı, istihdam sorununa çözüm olabilecek en önemli üründür. Çapa ve hasat dönemlerinde 250 bin tarım işçisi ve az topraklı çiftçiler ile işsizlere 100 gün süreyle iş imkanı sağlar. Kırsal kesimde ayçiçeğine göre 4,4 kat, mısıra göre 10 kat, buğdaya göre 18 kat fazla istihdam oluşturmaktadır. Bir dekar şeker pancarı tarımı, tarımda 80, sanayide 13 saat olmak üzere toplam 93 saat istihdam sağlamaktadır. Ülkemizde 3,2 milyon dekar şeker pancarı tarımı yapıldığı göz önüne alınırsa yılda yaklaşık 123.000 tam istihdam sağlanmaktadır. Bir tam istihdam yaratmanın yatırım değeri 100 bin dolar olduğuna göre bunun yatırım değeri 12,3 milyar dolar olmaktadır. Pancar tarımı, tarımda ana itici gücü ve örnek üretim kolunu oluşturur. Münavebeli ziraate imkan vermekte, ülkenin tarım tekniğini geliştirmekte, yetiştirildiği alanlarda toprağın verimini arttırmaktadır. Şeker pancarı tarımı, bol miktarda ve ucuz hayvan yemi sağlamakta, böylece hayvan besiciliğini de teşvik etmektedir. Şeker pancarı yüksek oranda endüstriyel girdiler (gübre, ilaç, mekanizasyon v.b.) kullanımı gerektiren bir bitkidir. Bu nedenle yan sektörlerin gelişmesi açısından da en fazla destek sağlayan, en önemli tarımsal üründür. Şeker sanayii taşıma sektörüne de yılda yaklaşık 25-30 milyon ton iş hacmi yaratmaktadır. Şekerpancarı doğa dostu bir bitkidir. Üç dekar çam ormanın sağladığı oksijeni bir dekar şeker pancarı sağlamaktadır. Ayrıca pancar, geleceğin yakıtı olarak bilinen biyoetanol üretiminde kullanılabilecek temel hammaddelerden birisidir. Pancar, dünyada olduğu gibi ülkemiz şartlarında da katma değeri en yüksek üründür. Yetiştirildiği alanlarda diğer ürünlere göre dört kat daha fazla katma değer sağlar. Şeker pancarı ve pancar şekeri sanayii ülkemizde yılda yaklaşık 3 milyar dolar katma değer yaratmaktadır. Tarım ve endüstri kesiminde yarattığı geniş istihdam alanı, pancar tarımına etkin bir sosyal boyut kazandırmaktadır. Pancar çiftçileri, tarım işçileri, sanayi işçileri ve etkilediği iş kollarında çalışanlar aileleriyle birlikte düşünüldüğünde yaklaşık 10 milyon kişi geçimini pancar tarımıyla ilişkilendirmekte, ülke nüfusunun %15’inin geçimini temin etmesini sağlamaktadır. Pancar tarımı ve pancar şekeri sektörü; istihdam yaratıcı, tarımı ve hayvancılığı geliştirici, yan sektörleri destekleyici etkileri, çevre dostu olması, en fazla katma değer yaratan sektörlerden biri olması, özellikle de sağladığı sosyal faydanın büyüklüğü nedeniyle tüm dünyada korunan ve desteklenen sektör olmuştur. Ancak maalesef Türkiye bugün, bu sektörü desteklemeyen tek ülke konumundadır. Pancar şekeri üreten diğer tüm ülkeler, daha ucuza NBŞ üretebilme imkânına sahip olmalarına rağmen NBŞ üretimini % 2 gibi kotalarla sınırlandırmakta, katma değeri yüksek olan pancar tarımını ve pancar şekeri sektörünü korumaktadırlar. Yine bu katkılarından dolayı AB ülkeleri arasında şeker üretiminde birinci ve ikinci sırayı paylaşan Fransa ve Almanya gibi ülkeler, mevcut stoklarına rağmen şeker üretimini kısmamakta, her yıl dahili tüketimlerinin üzerinde üretim yapmaya devam etmektedirler. Şeker-İş Sendikası

ŞEKERİN HAYATIMIZDAKİ YERİ VE TÜRK ŞEKER SANAYİİ


İnsanların beslenme alışkanlıklarının içerisinde tatlıya ayrı bir yer ayırmaları nedeni ile önemli bir gıda maddesi olan şeker, şeker pancarı ve şeker kamışı olmak üzere 2 farklı hammaddeden elde edilmektedir. Ayrıca son yıllarda nişastadan elde edilen nişasta bazlı şekerler (NBŞ) de şeker tanımı içinde yer almaya başlamıştır. Kamış şekerine göre daha pahalıya üretilmekle birlikte, pancar şekeri; gelişmiş ülkelerin, gıda güvencesi, üretici geliri ve tarımsal ekonomi politikaları, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin ise, öncelikle gıda güvencesi politikaları ve tarımsal yapıları açısından tarihsel gelişim içerisinde ayrı bir yere sahip olmuş, stratejik ürün olarak korunmuş ve desteklenmiştir. Ülkemizde Şeker Fabrikası kurulması amacı ile ilk ciddi teşebbüs, Cumhuriyet dönemi ile beraber, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde, Uşak'lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmış, 6 Aralık 1925 tarihinde Uşak Şeker Fabrikası’nın temeli atılmıştır. İlk Türk Şekeri ise, 26 Kasım 1926 tarihinde işletmeye açılan Alpullu Şeker Fabrikası tarafından üretılmiştir. Bu tarihten sonra Türkiye adeta bir pancar cennetine dönüştürülmüştür. Pancar, vatanın dört bir köşesinde, vazgeçilmez bir şekilde ürün desenindeki yerini almıştır. Türkiye’de halen; 22’si kamuya, 3’ü Özelleştirme İdaresi’ne, 6’sı Pankobirlik’e, 2 tanesi özel sektöre ait olan toplam 33 adet şeker fabrikası mevcuttur. Şeker fabrikalarının toplam kurulu günlük pancar işleme kapasitesi 2,5 milyon ton civarındadır. Bunların dışında Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (Türkşeker) bünyesinde;
5 adet makine fabrikası,
1 adet Elektromekanik Aygıtlar Fabrikası,
1 adet Tohum İşleme Fabrikası,
1 adet Şeker Enstitüsü,
4 adet alkol fabrikası,
2 adet tarımsal işletme
bulunmaktadır.


DÜNYA PİYASALARINDAKİ GELİŞMELER


Günümüzde dünya şeker piyasalarını etkileyen çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlardan biri, tüm dünyada enerji tarımına yönelme eğilimlerinin artması, Bir diğeri AB Şeker Rejimi Reformu’dur. Bir başka gelişme, pancar şekerinin kamış şekerine karşı rekabet üstünlüğü kazanmasıdır. Yine bir diğer gelişme de, dünya piyasalarında şeker açığı oluşacağı yönündeki güçlü beklentiler nedeniyle şeker fiyatlarının yükselmesi ve tüm ülkelerin var güçleriyle şeker üretimine yönelmeleridir. Şeker büyük ölçüde uluslararası ticarete konu olan bir üründür. Uluslararası ticareti yapılan 40 milyon tonluk şeker dünya üretiminin ortalama olarak %30’unu bulmaktadır. Brezilya dünya ticaretinin 1/3’lük kısmını gerçekleştirerek dünya piyasasına hakim konumdadır. Bu bağlamda dünya piyasa fiyatları tüm ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Dünya şeker piyasası fiyatları hayli değişkendir. 1974 ve 1981 yıllarında tarihsel olarak en yüksek düzeylerine ulaşan fiyatlar,1990’lar boyunca ton başına 115 ila 260 € arasında seyretmiştir. Dünya piyasalarında şekerin uluslararası fiyatının 1995 yılından beri tüketimin üzerinde meydana gelen üretim artışı sonucu üretimin tüketimi aşması ve stok birikmesi nedeniyle düşüş gösterdiği tespiti yapılabilir. Günümüzde ise tüm dünya, Kyoto Protokolü’nün ve çevre konusunda alınan tedbirleri içeren diğer anlaşmaların da etkisiyle yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş durumdadır. Özellikle Brezilya ve ABD bu konuda önemli mesafeler almışlardır. Kyoto Protokolü, 2008 ile 2012 yılları arasındaki dönemde sera gazı salınımlarının % 8 azaltılarak 1990 yılı seviyesine indirilmesini öngörmektedir. Protokol, henüz cezai bir yaptırım içermemekle beraber, tazminat ödemeyi gerektirecek bir yaptırım sisteminin oluşturulmasına çalışılmaktadır. Buna göre, Kyoto Protokolündeki taahhütleri yerine getiremeyen ülkelerin, 2008’den itibaren başlayacak ve 2012 yılından sonra ağırlaşacak bir şekilde veya 2012 yılından sonra başlamak kaydıyla tazminat ödemeleri öngörülmektedir. Sera gazı salınımı en yüksek ürünlerin başında da fosil yakıtlar ve türevleri gelmektedir. Bu çerçevede çevreci yakıtlar olarak tanımlanan biyodizel ve biyoetanol üretimi önem kazanmıştır. Şeker içerikli tarımsal ürünler de özellikle bioetanol üretiminde kullanılmaktadır. Son yıllarda bir yandan AB Şeker Rejimi Reformu, diğer yandan tüm dünyada bioetanol üretiminin artması ve şeker pancarı ile şeker kamışının bioetanol üretiminde değerlendirilmesi sonucu şeker fiyatları yükselmektedir. Dünya piyasalarında 480 dolara kadar çıkan şeker fiyatları, halen 300 - 380 dolar aralığında seyretmektedir. Bu durum, özellikle Brezilya gibi kamış şekeri üreten ülkelerin şeker kamışı üretimlerini arttırmalarına neden olsa da, biyoetanol üretimindeki hızlı artış nedeniyle önümüzdeki dönemlerde şeker fiyatlarındaki yükselmenin devam etmesi beklenmektedir. 2006 Eylül ayında yürürlüğe giren olan ve aşama aşama uygulanarak 2015 yılında tamamlanması öngörülen AB şeker reformuyla ise, Birlik içindeki şeker üreticisi ülke sayısının kademeli olarak 6’ya düşürülmesi, şeker fiyatlarının % 39, pancar fiyatlarının % 43 azaltılması planlanmaktadır. Bu çerçevede fabrikalarının kapasitesi yetersiz olan, pancar ve şeker maliyetleri yüksek, verimliliği düşük olan ülkeler sektörden dışlanacaktır. AB şeker üretiminin düşmesi ve AB’nin şeker ihracatının durması kaçınılmaz olacak, dünya piyasalarında açık oluşacak ve şeker fiyatları daha da yükselecektir. Å Şeker sektörünün stratejik önemi yanında dünya şeker piyasasında açık olacağı beklentisi, AB şeker rejimi reformunun ve enerji tarımı eğilimlerinin gündeme gelmesiyle birlikte pek çok ülkede şeker üretiminin teşvik edilerek arttırılmasına yol açmıştır. Özellikle Brezilya, Meksika, Küba, Hindistan, Çin, Tayland, Endonezya, Filipinler, Mısır, Kenya, Mozambik, Sudan, İran, ABD ve Rusya gibi ülkeler şeker üretimlerini sürekli olarak arttırmaktadırlar. Örneğin Çin’de 2006/2007 üretim döneminde şeker kamışı alanları % 7, şeker pancarı alanları ise % 10 büyümüştür. Hindistan’ın ise 2006/2007 üretim yılında şeker üretimini 18.6 milyon tondan 24 milyon tona çıkarması beklenmektedir. Rusya, son dört yılda şeker pancarı üretimini % 35, şeker üretimini ise % 50 oranında, 2007/2008 döneminde ise bir önceki yıla göre şeker üretim alanlarını yüzde 24, şeker pancarı üretimini ise yüzde 37 oranında arttırmıştır. Ayrıca mevcut şeker fabrikalarının modernizasyonunu sağlamış, ülkedeki şeker rafinerilerinin kapasitesi de, ithal edilen 3,4 milyon tonluk ham şekeri işleyebilecek şekilde genişletilmiştir. Å Ayrıca bugüne kadar fiyatından dolayı rekabet üstünlüğüne sahip olan kamış şekeri, bu üstünlüğünü pancar şekerine bırakmıştır. 2015 yılında şeker rejimi reformunu tamamlayarak şeker üretimini önemli miktarda azaltacak olan AB pazarına girmeye hazırlanan kamış şekeri üreticisi ülkelerden bu eksikliklerini giderecek yatırımları tamamlamalarının bekleneceği, ancak bu ülkelerin genellikle yatırım maliyetlerini kaldırmakta güçlük çekeceği, fiyat avantajının da ortadan kalkmasıyla kamış şekerinin pancar şekeri karşısında rekabet gücünün kalmayacağı ileri sürülmektedir. Å Nitekim kamış şekeri üreten ülkelerin genellikle az gelişmiş ülkeler olması, bu ülkelerdeki üretim ortamlarının sağlıklı ve hijyenik olmaması, modern filtrasyon sistemlerinin bulunmayışı, iş ve işçi sağlığı ve güvenliği koşullarının yeterli seviyede olmaması, şeker pancarı tarımının şeker kamışı tarımına göre daha kısa bir dönemde gerçekleşmesi ve daha verimli olması, şeker kalitesinin daha yüksek olması gibi nedenlerle artık tüm dünyada kamış şekeri yerine pancar şekeri tercih edilmektedir. Bu nedenle kamış şekeri üreticisi olarak bilinen Çin ve Hindistan gibi ülkelerin bile pancar şekeri üretimine yöneldikleri görülmekte, hatta Çin’in başka ülkelerde pancar tarımına elverişli toprak kiralamaya çalıştığı bilinmektedir. Kısacası tüm dünya pancar şekerinden yana tercihini ortaya koymaktadır. Å Dünya şeker sektöründe yaşanan bu gelişmeler, sektörün geleceği konusunda Sendikamızın öngörülerini haklı çıkarmakta, önümüzdeki birkaç yıl içinde şeker sektörünün çok karlı bir hale geleceğini kanıtlamaktadır. Å Öte yandan özellikle gelişmiş ülkelerde şeker üretiminde çiftçi kooperatiflerinin ağırlığı hızla artmaktadır. Kooperatifler, tarih boyunca devletlerin kırsal kalkınma, tarımsal destekleme, bölüşüm ve yeniden dağıtım gibi politikalarının başlıca aracı olarak görülmüş ve bu anlamda önemli bir yere sahip olmuşlardır. Son yıllarda ise bir yandan yaşanan krizlerin ardından devletlerin ekonomik sistemdeki ağırlığının yeniden artması, diğer yandan şeker sektöründeki özelleştirmelerin başarısızlığı ve özellikle AB’de reform sonrasında kar marjı azalan özel kesimin sektörden çekilmesinin hızlanması gibi nedenlerle şeker üretiminde daha fazla söz sahibi olmaya başlamışlardır. AB genelinde Şeker Rejimi Reformu öncesinde kooperatiflerin payı % 44 iken, reform sonrasında bu oran yaklaşık % 60’a yükselmiş, yıllar önce özelleştirme sürecini tamamlamış olan Fransa’da özel fabrikaların çoğu yeniden kooperatiflere devredilmiş ve kooperatiflerin payı % 65’e ulaşmıştır. AB genelinde halen şeker fabrikalarının özel sektörle aynı amaç ve güdülerle hareket etmeyen, kar amacı olmayan ancak buna rağmen serbest piyasa koşullarına kolaylıkla uyum sağlayan, aynı zamanda pancar üreticisi olmaları nedeniyle özel sektörden daha fazla rekabet gücü bulunan kooperatiflere devredilmesi yönündeki süreç devam etmektedir. ABD’de ise şeker fabrikalarının tamamı kooperatifler bünyesinde üretimlerini sürdürmektedir. Å Küresel krizlerin yaşandığı günümüz koşullarında liberalizmin “devletin tüm ekonomik faaliyetlerden elini çekmesi gerektiği” tezinin çürüdüğü, devletlerin yeniden ekonomik sistemde yer almak ve müdahale etmek zorunda kaldıkları, öte yandan gıda krizi riskinin hızla büyüdüğü göz önüne alındığında, yakın gelecekte tarımsal sektörlerin ve kooperatiflerin öneminin daha da artacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Å 2015 yılında şeker rejimi reformunu tamamlayarak şeker üretimini önemli miktarda azaltacak olan AB pazarına girmeye hazırlanan kamış şekeri üreticisi ülkelerden bu eksikliklerini giderecek yatırımları tamamlamalarının bekleneceği, ancak bu ülkelerin genellikle yatırım maliyetlerini kaldırmakta güçlük çekeceği, fiyat avantajının da ortadan kalkmasıyla kamış şekerinin pancar şekeri karşısında rekabet gücünün kalmayacağı ileri sürülmektedir.
(*) Türkiye'de kişi başına şeker tüketimi 1997 yılında 33,7 Kg. iken, 2005 yılında 27,1 Kg.'a kadar düşmüş, 2006 yılında cüzi bir artışla 30,3 Kg.'a ulaşmıştır.. Bu durum, kaçak şeker ile NBŞ ve kimyasal tatlandırıcıların usulsüz üretim ve kullanımlarının sektörümüze verdiği zararı açıkça gözler önüne sermektedir.


AB ŞEKER REJİMİ REFORMU


AB Komisyonu, AB şeker rejimi için radikal değişiklikler içeren bir reform kararı almıştır. Å AB, 2006 Eylül ayından itibaren Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) anlaşmalarına uygun olarak şeker sektörüne ilişkin reform sürecine girmiştir. Bu yeni reformun temel hedefleri arasında; Aşırı fiyat dalgalanmalarından korunurken düzenli şeker arzının sağlanması, Uluslar arası piyasada daha rekabetçi bir şeker sektörünün yaratılması, Pazar odaklı yönelimin sağlanması, Çiftçi yerinde muhafaza edilirken daha iyi yaşam standartlarının sağlanması, EBA Anlaşması çerçevesinde Asya – Pasifik ülkeleri ve en az gelişmiş ülkelerdeki şeker üreticilerinin AB pazarına girişlerinin devam ettirilmesi, Rejimin basitleştirilmesi ve daha şeffaf hale getirilmesi, Bütçe maliyetlerinin sınırlandırılması yer almaktadır. Bu hedeflere ulaşmak için yapılacak reformun temel uygulamaları; Kademeli olarak Topluluk içindeki şeker üreticisi ülke sayısı önce 18’e, sonra 11’e ve ardından 6’ya düşürülecektir. Müdahale mekanizması terk edilecek, müdahale fiyatı yerine referans fiyatı tesis edilecektir. Referans fiyatı mevcut müdahale fiyatının %36 aşağısında belirlenecektir. Çiftçi kayıplarının telafisi için üretimden bağımsız doğrudan ödeme yapılacaktır. A ve B Kotaları birleştirilecektir. Kota azaltımı öngörülmemektedir. Pazarda dengenin özel depolama, aktarım ve geri çekme gibi mekanizmalarla sağlanması öngörülmektedir. Yeniden yapılandırma fonu tahsis edilecektir. Şeker-İş Sendikası

AB Şeker Rejimi Reformu’nun Türkiye’ye Etkileri


* AB Şeker Reformu kapsamında Türk şeker sektörünü doğrudan etkileyecek en önemli öneriler; kota, fiyat ve yeniden yapılandırmaya yönelik düzenlemelerdir. * AB’de halen %2 olarak uygulanmakta olan izoglikoz kotasına karşın, ülkemizde toplam Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotası yasa ile %10 olarak kabul edilmiş olup, son üç yılda %50 oranında arttırılarak %15 olarak uygulanmıştır. Reform kapsamında artırılması öngörülen izoglikoz kotasına uyum sağlanabilmesi için, öncelikle ülkemizdeki nişasta bazlı şeker kotasının AB’ye uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. * AB şeker rejimine ilişkin reformlar arasında şeker üretiminin daha az rekabetçi şartlarda şeker üreten üye ülkelerden, daha fazla rekabetçi şartlara sahip ülkelere aktarılması yer almaktadır. * Bu amaçla şeker kotalarının üye ülkeler arasında transfer edilebilmesine imkân sağlanacaktır. Bu da AB’ye üyelik durumunda sanayimiz bünyesindeki verimlilik ve karlılığı düşük olan fabrikaların kapanmasına, şekerde iç piyasanın AB şekerine karşı rekabet gücünün daha da azalmasına ve sonuçta Türk şeker sektörünün çökmesine neden olabilecektir. * Bu nedenle, ihtiyaca cevap verecek miktarda üretim istikrarı ve ülke şeker kotasının belli bir düzeyin altına düşmemesi gerekmektedir. * Türkiye Şeker Sektörü, en büyük pancar şekeri üreticisi olan AB’nin pancar ve şeker fiyatlarına yönelik yeni düzenlemelerinden de etkilenecektir. * Reform kapsamında AB’nde pancar fiyatlarında %49, şeker fiyatlarında %36 oranında indirim öngören fiyat düzenlemeleri karşısında sektörümüzün devamlılığı; fabrikaların teknoloji ve ölçek büyüklüğü açısından revize edilerek üretim ve işleme maliyetlerinin düşürülmesi yönündeki tedbirlerin bir an önce alınması ile mümkün olabilecektir. * AB’ye üyelik durumunda “Gönüllü Yeniden Yapılanma” programı özellikle verimi yüksek bölgeler dışındaki fabrikalarımız için tehdit oluşturabilecek, bu ise ülkemizin dolaylı kota kaybına neden olabilecektir. Türk şeker sektörünün AB Şeker Reformları ışığında sürdürülebilirliğini sağlamak için; o Üreticiden tüketiciye uzanan hizmet zincirinin her halkasında sanayiyi ayakta tutan unsurların zarar görmesine izin vermeden, ekonomi kurallarına göre işleyen yeni bir yapının kurulması, o Ülkemizde ve dünyadaki gelişmelere paralel olarak sektörün sürdürülebilirliği ancak üretimde minimum maliyet, maksimum verimlilik şartlarına bağlı olduğundan, fabrikaların gerekli şekilde revize edilerek teknolojilerinin yenilenmesi ve optimal ölçek büyüklüğünün sağlanması, o 4634 sayılı Şeker Kanunu ile ülkemizde şeker sektörünün düzenlenmesi, denetlenmesi ve sektöre yönelik uygulamaların gerçekleştirilmesi görevleri verilen Şeker Kurumu ve Hizmet Birimlerinin çalışmalarının devamının sağlanması, o Sektörün, ihracat potansiyelinin göz ardı edilmeden oto finansmanının (sektörün kendi kendini finanse edebilmesinin) yasal düzenlemeler yapılarak güçlendirilmesi, o Dâhili üretimin sürdürülebilirliği ve devamlılığı esas olmak üzere, iç talep ve güvenlik stokunu riske etmeksizin, üretmeye yeterli kurulu kapasitenin faal tutulması, o DTÖ ile yapılan müzakerelerin, sektörü yoğun ithalat baskısından koruyacak şekilde en az tarife indirimiyle sonuçlandırılarak şekerin hassas ürün kapsamına alınması, o NBŞ’ler için uygulanmakta olan kotanın AB’ye uyumlu hale getirilmesi, o Tam üyelikten önce AB ülkelerinin şeker sektöründe uyguladığı verimi ve verimliliği artıran mekanizmaların ülkemiz sektöründe de uygulanması gerekmektedir. FIRSATLAR VE RİSKLER: 2014’TEN SONRA YILDIZ ÜLKE TÜRKİYE!.. * AB’ye tam üyelik müzakerelerini sürdürmekte olan ülkemiz için, AB Şeker Rejimi Reformu büyük fırsatlarla beraber sıkıntıları da beraberinde getirmektedir. * AB şeker reformuyla birlikte, Türkiye’nin önünde çok büyük bir fırsat oluşacaktır. * Birliğe üye ülkelerin şeker pazarından çıkışı ile doğabilecek boşluk coğrafi konumumuz itibarı ile ülkemizin şeker ticaretindeki şansını arttırmaktadır. * AB şeker üretiminin azalması ve dünya şeker ticaretindeki payı %15 olan AB’nin pazardan çekilmesi ile dünya şeker piyasasında yaklaşık 3 - 4 milyon tonluk şeker açığı oluşacaktır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme eğilimi ile birlikte şekerde oluşacak arz darlığı da bu süreci hızlandıracaktır. * Bu durumda Türkiye, özellikle Orta Asya ve Ortadoğu pazarları açısından coğrafi konumu ve bu ülkelere olan yakınlığı açısından son derece büyük bir avantaj elde edecektir. * Kamış şekeri üreticisi ülkelerin bu bölgelere olan uzaklığı, zaman, nakliye olanakları ve navlun ücretleri bakımından Türkiye açısından avantaj oluşturacaktır. * Ancak bunun yapılabilmesi, ülkemiz pancar ve şeker üretiminin korunmasına ve şeker üretim maliyetlerinin dünya şeker fiyatları ile rekabet edebilecek bir düzeye getirilmesine bağlıdır. * Bu nedenle Türkiye’nin AB ve dünya pazarlarında rekabet şansı bulabilmesi için pancar tarımını ve şeker fabrikalarını güçlendirmesi şarttır. Acil bir eylem planı oluşturularak en kısa zamanda fabrikalarımızın modernize edilmesi ve teknik altyapılarının uluslararası rekabete uygun bir hale getirilmesi gerekmektedir. * AB, biyoetanol üretimini pancar kotası kapsamı dışına çıkarmıştır. Bu da pancar şekeri üreten fabrikaları ek yatırımlar ile geleceğin yakıtı olarak adlandırılan biyoetanol üretimine yönlendirecektir. Aynı şekilde ülkemizde de şeker fabrikalarına yapılacak ilave yatırımlar ile enerjide dışa bağımlılığımızın azaltılması mümkün olabilecektir. Bu konuda Pankobirlik tarafından Çumra’da kurulan fabrika güzel bir örnek oluşturmaktadır. * Ancak gelişigüzel özelleştirmeler devam ederse, ülkemiz pancar üretimi küçük bir bölgeyle sınırlandırılmış, özelleştirilemeyen fabrikaları kapatılmış ve pancar kotası azaltılmış olarak birliğe üye olmak durumunda kalacaktır. * Birliğe üyelik halinde şeker kotası son beş yılın üretim ortalamalarına göre belirleneceğinden, Türkiye sektörden dışlanan ülkelerle aynı kaderi paylaşacak ve ülke şeker kotasını kalıcı olarak kaybedebilecektir. * Böyle bir durumda özel fabrikaların da yaşama şansı kalmayacak, Türkiye stratejik öneme sahip olduğu bu sektörden tamamen çekilmek zorunda kalabilecektir. * Türkiye AB’nin üçüncü ülkelere karşı olan taahhütlerine de uymak zorunda olduğundan, ülkemiz kamış şekeri üreticisi ülkelerin, büyük pancar şekeri üreticisi AB ülkelerinin, ABD’nin ve çok uluslu NBŞ şirketlerinin pazarı haline getirilmiş olacaktır. * Bu yüzden Türkiye her ne pahasına olursa olsun AB’ye tam üye oluncaya ve AB Şeker Reformu tamamlanıncaya kadar, yani 2014 yılına kadar şeker üretimini korumak ve maliyetlerini minimize etmek zorundadır. * AB şeker reformu doğrultusunda uygun önlemleri almak üzere toplumsal konsensüs sağlayacak somut adımlar atılmalıdır. Şeker - İş Araştırma Grubu

Biyoetanol


* Biyoetanol üretimi, doğayı ve çevreyi kirleten, sağlık açısından pek çok risk barındıran fosil yakıtlardaki dışa bağımlılıktan kurtulmanın, enerjide bağımsızlığımızı kazanmanın en kolay ve ucuz yoludur.
* Etanol (etil alkol) otomobil motorlarında kullanılan ilk yakıtlardan birisidir. II. Dünya Savaşı’nda Almanya’da, günümüzde ise Brezilya, Filipinler ve ABD’de yaygın olarak kullanılmaktadır. Tüm dünyada toplam 12 ülke önemli miktarda etanol üretmekte ve yakıt olarak kullanmaktadır. Örneğin Brezilya’da her üç otomobilden birisi yakıt olarak saf etanol, diğer ikisi ise benzin – etanol karışımı kullanmaktadır. Diğer ülkelerde de enerji tarımına yönelme eğilimi hızla artmaktadır.
* Etanol direkt olarak benzinin yerine veya hacim arttırıcı ve oktan yükseltici olarak benzinle karıştırılarak kullanılabilmekte olup, pek çok açıdan benzinden üstün olduğu saptanmıştır. Benzin ve türevi yakıtların çevreye ve sağlığa verdiği zararları da bertaraf etmektedir. Biyoetanolün içeriğindeki yüzde 35 oksijenden dolayı motorlarda benzinin yerine kullanıldığı oranda zehirli egzoz gazlarının emisyonunu azaltmaktadır.


Mısır Tarımı Ve Pancar Tarımı


* Pancar şekeri üretiminde hammadde tamamen yurtiçi üretimle karşılanırken, pancara alternatif olarak gösterilen mısırın ülkemizde hem yağ, hem yem, hem şeker ihtiyacını karşılayacak ölçüde üretilmesi mümkün değildir.
* Ülkemizde yağlı tohum, ham ve rafine yağ ile yağlı tohum küspesi olarak yılda yaklaşık 1 milyar dolarlık döviz karşılığında ithalat yapılmaktadır. Türkiye’nin yıllık mısır ihtiyacı yaklaşık 4 milyon ton civarındadır. Mısır üretimi yılda yaklaşık 2,5 milyon ton civarındadır ve bu miktar, ancak yağ üretimini karşılayacak kadardır. Yani yılda 1,5 milyon ton civarında mısır açığı oluşmaktadır. Bu da ülkemizin mısır hammaddesi bakımından dışa bağımlı olduğunu göstermektedir.
* Bu nedenle ülkemizde yetişen mısırı pancar şekeri gibi daha iyi bir alternatife sahip NBŞ sektöründe kullanmakla, mısırımız da ziyan edilmiş olmaktadır. Yetiştirdiğimiz mısırın ülkemiz açısından gereksizliği ortada olan NBŞ sektörü yerine başka alanlara yönlendirilmesinin ve Türkiye’nin daha fazla ihtiyaç hissettiği yem ve yağ sektöründe kullanılmasının daha akılcı olacağı ortaya çıkmaktadır.
* Öte yandan, şeker pancarı tarımı yapılan alanların ancak 1/4’ünde mısır tarımı yapılabilmektedir.
* Aynı büyüklükte bir alanda ekilen şeker pancarı, mısırdan 2 kat daha fazla çiftçi geliri sağladığından, çiftçilerce de tercih edilmektedir.
* Ayrıca pancar münavebe ürünüdür ve dolayısıyla mısıra alternatif oluşturması mümkün değildir. Çiftçi, bir sene pancar ektiği tarlaya ertesi yıl mısır ekmekte, böylece verimini de yükseltmektedir. Dolayısıyla mısır ve pancar birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Az ya da çok pancar ekilmesi, mısır tarımını kesinlikle etkilemeyecektir.
Şeker - İş Araştırma Grubu


Nişasta Bazlı Şeker Ve Kimyasal Tatlandırıcı Sektörü


(İŞTE LİBERALİZMİN KARANLIK YÜZÜ : FAHİŞ KARLAR VE SAĞLIK RİSKLERİ) * Ülkemizde NBŞ sektörüne yönelik büyük tavizler söz konusu olmaktadır. o Bu tavizlerin en önemlisi hiç kuşkusuz ki; AB ülkelerinde ortalama % 2 olan NBŞ kotalarının ülkemizde 4634 sayılı Şeker Kanunu ile % 10 olarak belirlenmesi, Bakanlar Kurulu’na da bu kotayı % 50 oranında arttırma veya azaltma yetkisi verilmiş olmasıdır. o Ülkemizde NBŞ kullanımı da etkin bir şekilde denetlenememekte, özellikle merdiven altı tabir edilen bazı firmalarda mevzuatın izin verdiği ölçülerin üstünde NBŞ kullanımı engellenememektedir. NBŞ, PANCAR ŞEKERİNİN ALTERNATİFİ OLAMAZ * NBŞ’lere tanınan bu avantajlar, ülkemizde NBŞ’lerin pancar şekerinin alternatifi olarak görülmesini ve kontrolsüz bir şekilde kullanımını körüklemiştir. Oysa ki; gerek pancar tarımının getirileri gerekse pancar şekerinin avantajları açısından böyle bir karşılaştırmanın yapılması bile mümkün değildir. NBŞ SEKTÖRÜNDEKİ FAHİŞ KAR ORANLARI * Ülkemizdeki NBŞ satış fiyatları, dünya fiyatlarının çok üzerinde bulunmaktadır. * NBŞ satış fiyatları ABD’de ton başına ortalama 308 dolar iken, Türkiye’de bu rakam 716 dolardır. * Yapılan hesaplamalar, NBŞ kar marjının GDO’lu mısırda % 587 ila % 711 arasında, normal mısırda ise % 334 ila % 414 arasında değiştiğini göstermektedir. * Pancar şekerinde kar marjının (810 $/Ton maliyete göre) %38 olduğu göz önüne alındığında, NBŞ sektöründeki kar oranının fahişliği ve yaratılan haksız rekabet ortamının derinliği daha iyi anlaşılacaktır. * Pancar şekeri kar marjı iskontosuz satış fiyatı üzerinden hesaplanmıştır. İndirimler gözönüne alınmamıştır. * Bu nedenle sektördeki firmalar üretimini dışarıya satmak yerine iç piyasaya daha fazla sokabilmek amacıyla NBŞ kotasının arttırılması için sürekli mücadele vermektedirler. GENETİK MODİFİYE RİSKİ * Ülkemiz tarafından ithal edilen ve nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretiminde de kullanıldığı düşünülen mısırın genetiğinin değiştirilmiş (GDO) olma ihtimalinin çok yüksek olduğu ileri sürülmekte ve etkileri tam olarak bilinmese de çok ciddi iddialar ortaya atılmaktadır. * GDO’ların toprak ve su kirliliği, bitki deseninde ve ekosistemde değişim, mevcut mikroorganizmalarda değişim, popülasyonda değişim gibi çevresel risklerin yanı sıra, pek çok sosyo-ekonomik risk ile bazı GDO’larda domuz geni kullanılmasından kaynaklanan dini ve ahlaki riskleri de içerdiği iddia edilmektedir. * İnsan ve diğer canlıların sağlığı açısından taşıdığı ileri sürülen potansiyel riskler ise; allerjenlik, toksisite (zehir etkisi), kanserojenlik, beri beri (gece körlüğü), antibiyotiklere direnç, besin değerinde bozulma olarak sıralanmaktadır. * Bitkilerdeki genetik yapı değişikliğinin beslenme ile insan organizmasına aynen taşındığı, buna bağlı olarak Alzhaimer ve Deli Dana hastalığı artışının bu tip değişikliğe bağlı olduğu belirtilmektedir. Bu durum, GDO’ların bilinmeyen etkilerinin zamanla olağanüstü boyutta birer tehdide dönüşebileceğini ortaya koymaktadır. * NBŞ’ler, doğal mısırdan üretilseler bile, üretimleri esnasında çeşitli kimyasal katkılar ve modifiye enzimler kullanılmaktadır. Bu da kimyasal yapılarını bozmakta ve ürünün doğallığını yok etmektedir. * Kimyasal (yapay) tatlandırıcılar da yine başta kanser olmak üzere pek çok hastalığa yol açtıklarından, kullanımı sınırlandırılıyor ve izne tabi tutuluyor. * Yapay tatlandırıcılar, içerdikleri riskler nedeniyle tüm dünyada sağlık çevrelerinin ve tüketicilerin tepkisini çekiyor. Hatta İngiltere’de kanser yaptığı gerekçesiyle aspartam’ın ve aspartam içeren ürünlerin yasaklanması tartışılıyor. * Ancak ülkemizde “merdiven altı” diye nitelenen yasadışı imalathanelerde kontrolsüz bir şekilde gıda üretiminde kullanıldığı düşünülüyor. * Pancar şekeri ise tamamen doğal olan pancar hammaddesi kullanılarak üretilen son derece doğal bir üründür ve sağlık açısından hiçbir sakınca yaratmamaktadır. * Bütün bu sakıncalarına rağmen NBŞ sektöründeki yüksek kâr oranı, ülkemizi yabancı sermaye açısından tam bir cennete dönüştürmektedir. Ancak görüleceği gibi bu durum, gerek ekonomik ve sosyal açıdan, gerekse toplum sağlığı açısından Türkiye’nin aleyhine gelişmektedir. NBŞ’LER VE KİMYASAL TATLANDIRICILAR NERELERDE KULLANILIYOR * İlaç sektöründe ve diyabetik ürünlerde kullanılan nişasta bazlı şekerler ve kimyasal tatlandırıcıların, pancar şekerini ikame etmek üzere gıda üretiminde kullanımı da yaygınlaşıyor. * Son beş yılda kimyasal tatlandırıcı ithalatının 13 kat artmasına rağmen, ilaç üretimimizde aynı artışın yaşanmaması, bunların gıda üretiminde kullanıldıklarını doğruluyor. * Özellikle son yıllarda sıkça görülen diyet yapma tutkusu ve diyet ürünlere olan talebin artışı da kimyasal tatlandırıcıların bilinçsiz kullanımını körüklüyor. * Ülkemizde çok ayrıntılı bir gıda kodeksi bulunmasına rağmen, özellikle denetimsiz üretim yapan kaçak işletmelerde buna uyulmaması ve etiketlerin ürünün içeriğini tam olarak yansıtmaması nedeniyle tüketicilerin karşı karşıya kaldıkları riskler artıyor. * Gen teknolojisi en çok mısır, kolza, soya, patates ve pamuk üretiminde kullanılıyor. Mısır ise NBŞ üretimi sayesinde meşrubat, meyve suyu, bira, şekerleme, lokum, baklava, helva, dondurma, reçel, bisküvi, ciklet, çikolata ve ketçap gibi çocukların da severek ve sıklıkla tükettiği pek çok gıda ürününe hammadde olarak giriyor. Soyanın 900, mısırın ise 700 çeşit üründe kullanıldığı belirtiliyor. GIDA ÜRETİCİLERİ NEDEN PANCAR ŞEKERİ YERİNE NBŞ VE KİMYASAL TATLANDIRICILARI TERCİH EDİYOR? * NBŞ’ler ve kimyasal tatlandırıcılar, ucuz oldukları için ülkemizde pancar şekerine tercih ediliyor ve yaygın bir biçimde kullanılıyor. * Aynı birim şekere göre 200 ile 200 bin katı kadar etkili tatlandırıcılar üretilebiliyor. Şeker eşdeğeri yüksek olan tatlandırıcıların bir bavulu, 40 tır dolusu şekere eşit. * Ancak bunların kullanımıyla hem ülkemizin çok değerli kaynakları dışarıya transfer ediliyor, hem de sağlığımız riske atılıyor. * NBŞ ile pancar şekerinin satış fiyatı arasında sadece 50 YKr fark olması, pancar şekerine tercih edilmelerine neden oluyor. * Bu tercih sonucu her yıl Bakanlar Kurulu Kararı ile NBŞ kotaları % 50 arttırılarak adeta NBŞ kullanımı teşvik ediliyor. * Kotanın % 50 arttırılması nedeniyle 117 bin ton daha fazla NBŞ üretiliyor, pancar şekeri üretimi ise 117 bin ton düşüyor. * Kg. başına 12 YTL katma değer yaratan pancar şekeri yerine NBŞ kullanıldığında, 50 YKr’lik kâr için 11,5 YTL’lik katma değer kaybedilmiş oluyor. * NBŞ kotasının % 50 arttırılması, yani 117 bin kg. fazla NBŞ üretilmesi ise, 1 milyon 345,5 bin YTL’lik katma değerden vazgeçildiği anlamına geliyor. NBŞ’LERLE MÜCADELEMİZ * Tüm bu nedenlerle Sendikamız Şeker-İş, NBŞ üretiminin AB’deki büyük pancar üreticisi ülkelerdeki kotalar seviyesine düşürülmesi, en azından AB ortalaması olan % 2 seviyesine indirgenmesi, üretiminin ve tüketiminin sınırlandırılması ve daha sıkı kontrol edilmesi gerektiğini düşünmekte ve bunun mücadelesini vermektedir. * Bu doğrultuda ilk olarak; ülkemizde Şeker Kanunu ile % 10 olarak belirlenen NBŞ kotasının BKK ile her yıl rutin olarak % 50 arttırılmasına karşı Danıştay’da dava açılmış ve 1996/1997 pazarlama için söz konusu BKK’nın yürütmesinin durdurulması sağlanmıştır. * Ancak 2006/2007 pazarlama yılı için de yine BKK ile NBŞ kotalarının % 50 arttırılması üzerine yeniden Danıştay’da dava açılmıştır. Davamızın görüşülmesine Danıştay 13. Dairesi’nde devam edilmektedir. SENDİKAMIZIN MÜCADELESİ NELER KAZANDIRACAK * NBŞ üretimi 117 bin ton düşecek, pancar şekeri üretimi ise aynı miktarda artacak. * Ülkemizin pancar üretiminde yaklaşık 850 bin ile 1 milyon ton arasında artış olacak. * Pancar tarımına, 60 bin üretici aile kazandırılmış olacak. * Türk tarımına 200 bin dönüm sulu tarım arazisi kazandırılacak. * Aynı zamanda 400 bin dönüm arpaya eşdeğer yem üretilmiş, taşımacılık sektörüne yılda yaklaşık 2 milyon ton iş hacmi yaratılmış olacak. * NBŞ üreticileri yaklaşık 150 milyon YTL zarar edeceklerini iddia etseler de, ülkemiz yılda yaklaşık 250 milyon dolar ilave katma değer kazanacak. Şeker - İş Araştırma Grubu