Şeker-İş’in Özelleştirmeye Karşı Mücadelesi
31 Aralık 2004 tarihinde yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Şeker Kurumu’nun kapatılması üzerine 30 Ocak’tan itibaren tüm milletvekillerine, Sanayi Bakanlığı’na, ziraat odalarına, başta Türk-İş ve TŞFAŞ Genel Müdürlüğü olmak üzere ilgili kişi ve kurumlara, ilgili sivil toplum örgütlerine yazılar yazılmış ve sendikamızca hazırlanan dosyalar gönderildi. * Sendikamızca 2 Şubat 2005 tarihinde Danıştay’da Şeker Kurumu’nun kapatılmasını öngören Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi’nin 2005/5903 esas sayılı kararı ile yürütmenin durdurulması sağlandı ve pancar tarımının önü açıldı. * Ardından, Şeker Kurumu’nun kaldırılarak Kurul’un Sanayi Bakanlığı bünyesine alınmasını öngören ve NBŞ’lere yönelik tavizler içeren Şeker Kanunu değişiklik tasarısı gündeme geldi. Sendikamızın tepkisi üzerine ilkinin biraz değiştirilmesiyle oluşturulan ikinci bir tasarı hazırlanarak TBMM’ye iletildi. * Ancak Sendikamız bu tasarıya karşı da etkin bir mücadele yürüttü. 16 Şubat 2005 tarihinden itibaren ilgili tüm kişi ve kurumlarla görüşmeler yapıldı. Yasanın görüşüleceği tüm komisyonlara ve milletvekillerine Sendikamızca hazırlanan dosyalar gönderildi. Sağlık komisyonunun toplantısına katılarak Sendikamızın görüşleri aktarıldı. Basında konunun geniş şekilde yer alması sağlandı. Sendikamızın bu çabaları sonucu yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’na sunulamadan rafa kaldırıldı. * 30 Haziran 2005 tarihinden itibaren Sendikamızca hazırlanan “Pancar Tarımı, Pancar Şekeri Sanayi ve Özelleştirme” konulu dosyalar, başta Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık olmak üzere tüm bakanlıklar, milletvekilleri, Hazine, DPT, meslek odaları, siyasi partiler, Türk-İş, sendikalar, öğretim görevlileri ve başta köşe yazarları olmak üzere basınımıza ve yazarlarımıza gönderildi. * 30 Aralık 2004 tarihinde Ankara Şeker Fabrikamızın bir kısım arazisinin Büyükşehir Belediyesi’ne bedelsiz devri üzerine Sendikamızca 28 Ekim 2005 tarihinde Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi’nde talebimizin reddedilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. Kurul, yürütmenin durdurulmasına karar verdi ve devir engellendi. * 6 Aralık 2005’te ÖYK Kararı ile Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alındı ve Özelleştirme İdaresi’ne devredilerek Sümer Holding’e bağlanmasından sonra Sendikamızın mücadelesi, artık bir varlık mücadelesine dönüştü. * Karar üzerine Teşkilatımıza yazılan yazı ile mücadelemizin bu aşamasında şubelerimizin, üyelerimizin ve Türk pancar çiftçisinin desteğinin çok büyük önem kazandığı ve bu desteklerin sağlanması için şubelerimizin yörelerinde gerekli çalışmaları yapmaları istendi. Yani her şeye hazırlıklı olmak açısından eylem hazırlıkları başlatıldı. * 16 Aralık 2005 tarihinde, Sendikamızca bastırılan broşür, takvim ve el ilanları teşkilatımıza gönderilmiş, yörelerimizde merkezi yerlere asılması ve halka dağıtılarak kamuoyunun bilgilendirilmesi sağlandı. * 20 Ocak 2005 tarihinde olağanüstü gündemle toplanan Şeker-İş Başkanlar Kurulu, Şeker Sanayinin özelleştirilmesi ve sonuçları konusundaki görüşlerimizi içeren bir bildiri yayınlandı. * 5 Ocak 2006 tarihinden itibaren ise, Sendikamızca hazırlanan dosyalar Başbakanlık, Sanayi Bakanlığı, Özelleştirme idaresi, Hazine, DPT, Maliye Bakanlığı, siyasi partiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, AK Parti yöneticileri, Türkşeker, Türk-İş ve basın kuruluşları ile yöre milletvekillerine iletilmeye başlandı. Bu esnada Merkez Yönetim Kurulumuz birebir görüşmelerde bulundu. Sendikamızın özelleştirme ve sonuçları konusundaki görüşleri, bilimsel ve resmi verilerle desteklenerek tüm kişi ve kuruluşlara, sektörümüzle ilgisi olsun olmasın aklımızdan geçen her yere ulaştırıldı. * Sendikamızca 26 Ocak 2006 tarihinde Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının özelleştirme programına alınarak ÖİB’ye devredilmesine ilişkin ÖYK kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi tarafından reddedilmesi üzerine, Sendikamızca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. * Bu arada NBŞ’lerle olan mücadelemize de devam edildi. NBŞ kotalarının yine yüzde 50 oranında arttırılması üzerine Sendikamızca 28 Aralık 2005 tarihinde Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi’nin talebimizin reddedilmesi üzerine, Sendikamızca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. Kurul, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. * 13 Nisan 2006 tarihinde Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarımızın ihale ilanı yayınlandı. * 16 Nisan 2005 tarihinde olağanüstü gündemle toplanan Başkanlar Kurulumuz, “28 ilde sürekli eylem” kararı aldı ve bu karar 18 Nisan’da düzenlenen bir toplantıyla basınımıza ve kamuoyuna duyuruldu. Hazırlıklar derhal tamamlanarak 26 Nisan’dan itibaren eylemlerimiz gerçekleştirilmeye başlandı. * Şubelerimizde eylem hazırlıkları yapılırken, Genel Merkezimizce de ilgili tüm kişi ve kurumlarla tekrar görüşmeler yapılarak Başkanlar Kurulumuzun eylem kararı kendilerine aktarıldı. * Sendikamızca sürdürülen görüşmeler sonucu, sanayimizin masaya yatırılarak yeniden gözden geçirilmesine karar verildi ve ihale süreci 30 Haziran’a ertelendi. * Erteleme sürecinde de sürekli yeni verilerle geliştirilen dosyalarımız, sık sık ilgili kişi ve kuruluşlara iletilmeye, birebir görüşmeler yapılmaya devam edildi. Yazılı ve görsel basının tüm olanakları sonuna kadar kullanılarak etkin bir kamuoyu oluşturuldu. * Bu çabalarımızın sonucunda, ihale süreci ikinci kez 30 Kasım’a kadar ertelendi. * Ancak ertelemenin geçici bir çözüm olduğunun bilincinde olan Genel Merkezimiz, bir an bile mücadelesine ara vermedi. Dosya bombardımanı ve görüşmeler aralıksız sürdürüldü. * 8 Ağustos 2006 tarihinde Malatya Şeker Fabrikası’na ait arazilerin Malatya Belediyesine bedelsiz olarak devri üzerine Sendikamızca 6 Eylül 2006 tarihinde Danıştay’da dava açıldı. Ankara fabrikamıza ilişkin davayı emsal alan Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı verdi. * 13 Kasım 2006 tarihinde, Sendikamızca hazırlanan “Pancar Tarımı ve Şeker Sanayi” kitabı, yine ilgili ilgisiz akla gelebilecek tüm kişi ve kurumlara iletildi. Hemen ardından da pancar tarımı, şeker sanayi ve özelleştirme, nişasta bazlı şekerler gibi konularda Sendikamızca hazırlanan broşür, afiş ve el ilanları şubelerimize gönderilerek halka dağıtılması sağlandı. * Şubelerimizde imza kampanyaları düzenlendi ve bu kampanyalarda toplanan 300 bin imza, 23 Kasım 2006 tarihinde Türk-İş Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen bir törenle, ilgili kişi ve kurumlara ulaştırılmak üzere Türk-İş Genel Başkanı Sayın Salih KILIÇ’a teslim edilmişdi. İmzalar aynı gün Türk-İş ve Sendikamız Yönetim Kurullarının katılımıyla oluşturulan bir heyet tarafından AK Parti Genel Merkezi’ne iletildi. * Merkez Yönetim Kurulumuz, tüm ilgililerle bire bir görüşmeler gerçekleştirdi. * Nitekim çabalarımız sonuç verdi. 28 Kasım 2006 tarihinde tüm özverili çabalarımızın, geceli gündüzlü çalışmamızın karşılığı alındı. BOR, EREĞLİ VE ILGIN ŞEKER FABRİKALARININ İHALESİ SÜRESİZ OLARAK İPTAL EDİLDİ. * Bu arada Danıştay 13. Dairesi’nin Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesine ilişkin davada buna esas ÖYK kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebimizi reddetmesi üzerine başvurduğumuz Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Sendikamızın itirazını yerinde bularak tekrar gözden geçirilmesi için dosyayı 13. Daire’ye gönderdi. * Danıştay 13. Dairesi’nde dosyamızın yeniden görüşülmesi yine talebimizin reddiyle sonuçlandı. Bu kez itirazımız üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 9 Nisan 2007 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildi. * Mevcut Danıştay kararlarına rağmen 27 Ocak 2007 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile NBŞ kotasının 200672007 pazarlama yılı için de % 50 arttırılması üzerine, Sendikamızca 29 Ocak 2007 itibariyle yeniden Danıştay’a başvurularak kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istendi. Danıştay 13. Dairesi, söz konusu Bakanlar Kurulu Kararı ve bu karara dayanak teşkil eden Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Şeker Kurumu işlemleri hakkında yürütmenin durdurulması kararı verdi. MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR * Şeker-İş Sendikası, Genel Merkezinden şube yönetimlerine, temsilcilerinden üyesine kadar tek bir yürek, tek bir bilek olarak inançla, azimle ve kararlılıkla mücadele etmiştir. * Görüşlerini bilimsel verilerle destekleyerek öylesine güzel anlatmıştır ki; Pancar çiftçilerini, yöre esnafı ve halkını, meslek odalarını ve diğer sivil toplum kuruluşlarını, iktidar ve muhalefet partilerini ve yöre milletvekillerini, Türk-İş Yönetimini ve diğer sendikaları, TŞFAŞ Genel Müdürlüğü’nü, bilimsel çevreleri ve basını inancına ve mücadelesine ortak etmiştir. Bir anlamda Türkiye tarihinin en geniş tabanlı örgütlenmesini gerçekleştirmiştir. Halkın bilinçlendirilmesinde ve kamuoyu oluşturulmasında son derece etkili olmuştur. * Ancak elde edilen kazanımlar, her zaman dile getirdiğimiz gibi mücadelemizin sonu anlamına gelmemektedir. Türkiye’nin önünde bir 2014 hedefi vardır. Türkiye, ne pahasına olursa olsun, AB’ye tam üyelik tarihi olarak belirlenen ve AB Şeker Rejimi Reformu’nun tamamlanacağı yıl olan 2014 yılına kadar mevcut kotalarını korumak, hatta yılda 20 milyon ton pancar kotasına erişmek zorundadır. Bunun için; - Öncelikle şeker fabrikalarının özelleştirme kapsamından çıkarılarak özerkleştirilmesi gerekmektedir. AB’ye tam üyelik tarihi olarak belirlenen 2014 yılına kadar ülkemiz Şeker Sanayi korunmalı ve devlet desteği sürdürülmelidir. - Özelleştirme ancak 2014 yılından sonra gündeme getirilmeli, yöntem olarak da mülkiyet devri yerine işletme hakkının devri yöntemi benimsenmeli, fabrikaların işletme hakkı asıl sahipleri olan pancar çiftçilerine devredilmeli, her halükârda en az 10 yıl süresince pancar ve şeker üretim garantisi, fabrikaların modernizasyonu ve mevcut istihdamın korunmasına ilişkin hükümler getirilerek fabrikaların yaşatılması temin edilmelidir. - Türkşeker fabrikalarının teknoloji ve ölçek sorunları çözülmeli, - Fabrikaların üretim maliyetleri minimize edilmeli ve pazar olanakları iyileştirilmelidir. Bu konuda tüm kesimler üzerine düşen görevleri yerine getirmeli, devletimiz de kaçak şeker ve tatlandırıcı üretim ve satışını engellemelidir. - Bor – Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları yeniden Türkşeker bünyesine kazandırılmalıdır. - Ayrıca bu önlemler temel sorunların aşılması amacıyla alınacak diğer önlemlerle desteklenmeli, bilahare sektör yeniden masaya yatırılmalı, dünyadaki gelişmeler ve ülkemiz çıkarları doğrultusunda yeniden gözden geçirilmeli ve değerlendirilmelidir. * BU HEDEFLERE ULAŞINCAYA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRDÜRÜLECEKTİR. Şeker - İş Araştırma Grubu
|
Özelleştirmenin Kapasite ve Maliyet Üzerindeki Etkileri
* Son yıllarda stok oluşumu nedeniyle özellikle kamu fabrikalarının şeker üretiminde düşüş gözlenmektedir. * Halen teknoloji ve yenileme yatırımlarını tamamlayarak ölçeğini en az iki katına çıkaran özel sektör fabrikalarında birim maliyetlerin 80 YKr. civarında olduğu bilinmektedir. * Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının Türkşeker bünyesinde işlem gördüğü 2005 yılında Türkşeker’in birim maliyeti 1,3310 YTL/Kg olmuştur. Bu üç fabrikanın Sümer Holding bünyesinde üretim yaptığı 2006 yılında ise ortalama birim maliyet 1,4850 YTL/Kg olarak gerçekleşmiştir. Halen Türkşeker bünyesindeki 20 fabrikadan 13’ünün birim maliyeti bu ortalamanın bir hayli üzerindedir. Devlet tarafından belirlenen, kristal şekerin fabrika çıkış fiyatı ise 1,57 YTL’dir. * Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının Türkşeker bünyesinde işlem gördüğü 2005 yılında faaliyet ve finansman giderleri hariç 1,2376 YTL/Kg olan birim üretim maliyeti, 2006 yılında 1,3593 YTL/Kg olmuştur. Yapılan hesaplamalar, bu üç fabrikanın Türkşeker bünyesinde kalması halinde 2006 yılında faaliyet ve finansman giderleri hariç ortalama üretim maliyetinin 1,2983 YTL/Kg olacağını ortaya koymaktadır. * Türkşeker’e ait karlı fabrikalardan 7 – 8 tanesinin özelleştirilmesi durumunda Türkşeker’in üretimi % 50’ye yakın bir oranda kayba uğrayacaktır. Ayrıca bu fabrikaların özelleştirilmesi durumunda geriye kalan fabrikaların ortalama birim maliyetleri 2 – 2,5 YTL.’ye yaklaşacaktır. * Özel fabrikalar maliyet avantajı sayesinde % 30’a kadar iskontolu satış yapabilmektedirler. Türkşeker ise % 10 – 15 civarında iskonto uygulamaktadır. * Özelleştirme sonucunda kalan fabrikaların kotalarını kaybederek kapasitelerinin daha da daralması durumunda kampanya süreleri 20 – 30 güne, kapasite kullanım oranı % 15 ila 25’e kadar düşeceğinden, sabit maliyetlerin yüksekliğinden dolayı birim maliyetler olağanüstü artacak ve serbest piyasa koşullarında çalışmaları imkansız hale gelecektir. * Türkşeker’in karlı fabrikalarının satılması halinde, yurt içinde satılan şekerin % 72’si özel sektör tarafından üretilmiş olacak, Türkşeker ancak 400 – 500 bin ton civarında şeker satabilecektir. * 2006/2007 kampanya dönemi başında Türkşeker’in elinde 503 bin ton şeker stoku bulunduğu da göz önüne alındığında, Türkşeker’in mevcut stoklarını dahi satması imkansız olacaktır. * Bu durumda Türkşeker’in faaliyetlerini yürütmesi, çarklarını döndürmesi ve kar elde etmesi hiçbir koşulda mümkün olmayacak, yaşama şansı kalmayacaktır. * Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının Sümer Holding'e devredilmesinden sonra Türkşeker üretimi % 34,8 oranında gerilemiştir. Şeker - İş Araştırma Grubu
|
Özelleştirmenin Stoklar Üzerindeki Etkisi
* Bugün ülkemizde kişi başına şeker tüketimi yıllık 32,7 kg, buna göre ülkemizin yıllık şeker ihtiyacı, emniyet stokları dahil en az 2,5 milyon ton civarındadır. * Ancak kotalı üretim sistemine geçilen 1998 yılında 20,4 milyon ton olan pancar üretimi, günümüzde 13 - 14 milyon tona, şeker üretimi ise 1,8 – 1,9 milyon tona kadar gerilemiştir. * Ülke ihtiyacının çok altında şeker üretilmesine rağmen stok oluşumu engellenememektedir. Nitekim 1 Eylül 2006 itibariyle Türkşeker’de 42 bin tonu güvenlik stokları olmak üzere toplam 503.185 ton stok oluşmuş durumdadır. * Bu stokların ve pancar şekeri pazarının daralmasının nedenleri şunlardır: * Ülkemize sınırlardan ve deniz yolu ile 2005 yılında yaklaşık 1 milyon ton kadar kaçak şekerin girdiği, 2006 yılında ise 200 - 250 bin ton civarında kaçak şeker girişi olduğu tahmin edilmektedir. (Dünya şeker fiyatlarının 200 - 220 dolara kadar düştüğü yıllarda kaçak şeker miktarında önemli bir artış oluşurken, 2006 yılında biyoetanol üretimindeki artış yüzünden şeker arzındaki daralma nedeniyle dünya fiyatlarının 450 dolar seviyesinde gerçekleşmesi nedeniyle ülkemize giren kaçak şeker miktarında azalma olmuştur. Önümüzdeki dönemlerde biyoetanol üretiminin hızla artacağı, ayrıca AB şeker rejimi reformu nedeniyle de dünya şeker arzının daralacağı ve dünya şeker fiyatlarının daha da yükseleceği tahmin edilmektedir. Bu nedenle kaçak şekerin cazibesini yitireceği ve kaçak şeker girişlerinin tamamen duracağı düşünülmektedir.) * AB ülkelerinde ortalama % 2 olan NBŞ kotası, ülkemizde Şeker Kanunu ile % 10 olarak belirlenmiş, ancak Bakanlar Kurulu Kararı ile her pazarlama yılında % 15 olarak uygulanmıştır. * Kimyasal (sentetik) tatlandırıcı ithalatında beş yıl öncesine göre şeker eşdeğeri olarak yaklaşık 13 kat artış olmuştur. 2005 Yılı 9 aylık dönemde ise şeker eşdeğeri olarak ithalat miktarı 200 bin ton’a yaklaşmıştır. Ayrıca 150 bin ton şeker eşdeğeri kimyasal tatlandırıcının da kaçak olarak girdiği tahmin edilmektedir. * Şeker Kurumu tarafından yapılan denetimlerde tespit edilen usulsüzlükler nedeniyle toplam 39 firmaya 132,4 trilyon liralık cezai işlem uygulanmıştır. Buna esas şeker miktarı 92 bin ton’dur. Nitekim geçen yıllarda NBŞ’lere tanınan 351 bin tonluk üretim kotasına rağmen, yurt içi satışların 450 bin tonu aştığı görülmüştür. KAÇAK ŞEKERİN ÜLKEMİZE MALİYETİ * Kaçak şeker, kaçak üretim ve satış, NBŞ’lere sağlanan avantajlar ve yaygın kimyasal tatlandırıcı kullanımı nedeniyle, ülkemiz yılda yaklaşık * pancarda 8 milyon ton, * pancar şekerinde ise 1 milyon ton üretim kaybı yaşamaktadır. * Ülke tüketiminin yarısına yakın olan bu miktarda şekerin üretilmemesinin ekonomik boyutunun çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. * 1 milyon ton şeker üretilememesi nedeniyle; * 2 milyon dönümde pancar tarımı yapılamamaktadır. * 200 bin çiftçi ailesi pancar tarımından dışlanmaktadır. * Tarımda 1 milyon 600 bin, sanayide 260 bin adam/gün olmak üzere toplam 1 milyon 800 bin adam/gün istihdam kaybı meydana gelmektedir. * Kırsal kesimde yaklaşık 1 milyar dolar gelir kaybı yaşanmaktadır. * Kaçak şekerden dolayı yaklaşık 600 milyon dolar döviz kaybına neden olmaktadır. * Ayrıca bu rakamlara, pazarlama olanaklarını genişletmek amacıyla yurtiçi firmaların % 17 – 18’lere varan oranda fiyat kırarak maliyetin altında satış yapmalarından dolayı katlandıkları zararlar da eklenmelidir. * Nitekim yıllık 3 milyar dolar ekonomik büyüklüğü olan sektörde kayıt dışı faaliyetlerin sektör büyüklüğünün yarısına yaklaşması, hemen hemen 1,5 milyar dolar civarında ekonomik kayıp anlamına gelmektedir. Şeker - İş Araştırma Grubu
|
Özelleştirmenin Olası Etkileri
Türkşeker’in gelişigüzel özelleştirilmesi halinde; Eski teknoloji, düşük ölçek ve yüksek maliyetlerle üretim yapan, büyük çoğunluğu kurulu oldukları yörelerdeki tek sanayi tesisi ve istihdam alanı olma özelliğini taşıyan pek çok fabrikanın özelleştirilmesi mümkün olmayacak, yanlış şeker politikaları nedeniyle kapanması gündeme gelecek, en az 15 ila 18 arasında fabrika kapanmak zorunda kalacaktır. Bu durumda pancar ve şeker üretiminin % 40 – 50 oranında daralması beklenmektedir. Sektörel istihdamın ise % 50 – 60 oranında azalacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca taşımacılık, hayvancılık, maya sektörü, yem sanayi, zirai mücadele, tarım aletleri gibi yan sektörler de bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Türkiye ihracatçı konumda olduğu maya sektöründe ithalatçı konuma düşecek, yemde 400 bin ton, melasta ise 3 milyon ton açık oluşacak ve hemen hemen tamamen ithalata yönelmek zorunda kalınacak, sadece şekerde değil pek çok yan üründe tamamen dışa bağımlı hale gelinecektir. Yan sektörlerdeki gerileme yöresel ekonomilerde de çöküşe neden olacak, bölgesel kalkınma ve ülke ekonomisinin pek çok dalı sekteye uğrayacak, sonuçta yörede yaratılan ve paylaşılan katma değerde kayıplar yaşanacaktır. Bu durumda çiftçisinden işçisine, esnafından yan sektörlerde çalışanlarına kadar doğrudan ve dolaylı şekilde aileleriyle birlikte yaklaşık 6 milyon kişi bundan olumsuz etkilenecek ve özelleştirmenin yok edici etkisi asıl olarak sosyal alanda kendini gösterecektir. Böyle bir durumda köyden kente göç olgusu hızlanacak, en büyük gelir kaynağından mahkum olan çiftçiyi köyde tutmak mümkün olmayacaktır. İşsizlik artacak, işsizleri yerlerinde tutmak mümkün olmayacaktır. Geçimini büyük ölçüde şeker fabrikalarının oluşturduğu ekonomik faaliyet alanlarına dayandıran esnaf sıkıntıya düşecek, esnaf iflasları yaşanacaktır. Büyük kentlere göç olgusu hızlanacak, büyük kentlerde hırsızlık, gasp, kap-kaç gibi güvenlik sorunları artacak, sokakta yürümek imkansız hale gelecektir. Kırsal kesimde ise şeker fabrikalarının bulunduğu yörelerde pek rastlanmayan terör olaylarında artış yaşanacaktır. Hem büyük şehirlerde, hem kırsalda kısa vadede ortaya çıkabilecek bu olumsuzlukların kısa vadeli politikalarla önlenmesi mümkün değildir. Bu nedenle daha önlem alınamadan sorunlar büyüyerek önlenemez seviyelere ulaşacak ve sonuçta ülke güvenliğini tehdit edecek boyutlara varabilecektir. Pancar tarımından adeta vazgeçilmesi anlamına gelecek bu gelişmeler neticesinde son yıllarda zaten stok oluşumu ve kapasite daralması nedeniyle yaşanan problemler ağırlaşacaktır. Sonuçta; mevcut ülke şeker sanayi çökecek, stratejik önemi olan pancar şekeri üretimi bitecek, gümrük duvarları koruyucu olamayacak ve sonuçta Türk şeker sanayi çökecek, Türkiye pancar şekeri üretiminde stratejik önemini yitirecek ve dev uluslar arası şirketlerin pazarı olacaktır. Şeker - İş Araştırma Grubu
|
Şeker Sanayii’nde Özelleştirme Çalışmaları
Ülkemizde Şeker Sanayii’nde özelleştirme olarak nitelenebilecek ilk adımlar, 1990’ların başında atılmıştır. Zaten yarı hissesi pancar ekicilerinin olan * Amasya Şeker Fabrikası 18 Aralık 1991 tarihinde (tüm hisselerin devri 20.05.2004’de tamamlanmıştır), * Konya Şeker Fabrikası 18 Ağustos 1992 tarihinde (tüm hisselerin devri 02.02.1995’de tamamlanmıştır), * Kayseri Şeker Fabrikası ise 28 Aralık 1992 tarihinde (halen % 9,99 oranında kamu hissesi bulunmaktadır) asıl sahipleri olan pancar ekicilerine devredilerek özelleştirilmiştir. 2003 yılında oluşturulan özelleştirme yol haritası, 2005 yılında revize edildi. Fabrikaların özelliklerine, bölgesel dağılımlarına, kapasitelerine, yöre ve ekonomi için önemlerine göre 2’li, 3’lü paketler ve portföyler oluşturularak kârlı fabrikanın tek başına değil, zarar eden 1 veya 2 fabrika ile birlikte satışa çıkarılması şeklinde bir özelleştirme öngörüldü. Kütahya Şeker Fabrikası A.Ş.'de bulunan %56 oranındaki İdare hissesi 09.08.2004 tarihinde blok satış yöntemiyle Torunlar Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye satılmak suretiyle özelleştirilmiştir. Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş.’de bulunan % 94,09 oranındaki İdare hissesi blok olarak satış yöntemiyle 02.08.2005 tarihinde S.S. Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi’ne devredilerek özelleştirilmiştir.
Özelleştirme İdaresi’nin 2004/19 sayılı kararı ile Ankara Şeker Fabrikası’na ait bir kısım arazi Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bedelsiz olarak devredilmiş, ancak Sendikamızca sürdürülen hukuk mücadelesi neticesinde bu devir işlemi engellenmiştir. 08.08.2006 tarih ve 2006/62 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile Malatya Şeker Fabrikası’nın arazisi de Malatya Belediyesi’ne bedelsiz olarak devredilmiştir. Buna ilişkin olarak da yine Sendikamızca Danıştay’da dava açılmış olup, davamızın görüşülmesine halen devam edilmektedir. Türkşeker, 2000 yılında özelleştirme kapsamına alınmış ve 2003 yılında özelleştirme yol haritası belirlenmiştir. 2005 yılında revize edilen bu yol haritası ile belirlenen politikalar; fabrikaların özelliklerine, bölgesel dağılımlarına, kapasitelerine, yöre ve ekonomi için önemlerine göre 2’li, 3’lü paketler ve portföyler oluşturularak satışa çıkarılması şeklinde bir özelleştirme üzerine oluşturulmuştur. Ancak, 6 Aralık 2005 tarih ve 26015 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile üretim maliyetleri düşük, kârlılığı yüksek fabrikalarından Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alınması ve Özelleştirme İdaresi bünyesindeki Sümer Holding’e devredilerek özelleştirilmek üzere 13 Nisan 2006 tarihinde ihale sürecinin başlatılması, bu yol haritasının öngördüğü politikalardan vazgeçildiği anlamına gelmektedir.
E D & F MAN Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi çalışmalarını yürütmek üzere 09.11.2004 tarihinde sonuçlanan ihaleyle Oyak Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Abo International Advisory Services B.V. ve E D & F Man İstanbul Pazarlama Ltd. Şti Konsorsiyumu görevlendirilmiştir. ED & F Man, 220 yıldır şeker ticaretiyle uğraşmaktadır. Şeker ticareti konusunda dünyanın 60 ülkesinde 35 şirket ile faaliyet göstermekte olan şirket, şeker ticaretinde dünya lideridir. Ayrıca Ukrayna’daki tesislerinde, kamış şekeri üreten ülkelerden temin ettiği ham şerbeti işleyerek şeker üretmektedir. Ülkemizin şeker üretimindeki her azalış, bu şirket için kâr anlamına gelecektir. Böyle bir şirketin Şeker Sanayii’nin özelleştirilmesinde kendi çıkarlarından ve kârından başka bir şey düşüneceğini, Türkiye’nin milli çıkarlarını gözeteceğini varsaymak mümkün değildir. Dolayısıyla Türkşeker’in rakibi konumundaki bir şirket olan ED & F Man’ın içinde bulunduğu üçlü konsorsiyumun Şeker Sanayii’nin özelleştirilmesine yönelik stratejiyi ülkemizin çıkarları doğrultusunda belirlemesi beklenemeyecektir. Tüm bu nedenlerle Sendikamız Şeker-İş, Sanayimizin özelleştirilmesine karşı yoğun bir mücadele sürdürmektedir. Şeker - İş Araştırma Grubu
|