Şeker-İş Genel Başkanı İsa GÖK’ün Başkanlar Kurulu Açış Konuşması (Ankara, 16 Nisan 2007)


Şeker-İş Merkez Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu Üyesi Değerli Arkadaşlarım, Teşkilatımız ve Sanayimiz açısından son derece olumlu gelişmelerin yaşandığı böyle güzel bir dönemde gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Kurulu toplantımıza hoş geldiniz. İçinde bulunduğumuz dönem, tüm ülkemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Bu dönemde Türkiye bir yandan iç ve dış sorunlarla uğraşırken, diğer yandan hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, hem de genel seçimlere hazırlanmaktadır. Bilindiği gibi Kuzey Irak’ta yaşanan gelişmeler, ülkemizi çok yakından ilgilendirmektedir. Ülkemizin bu ilgisi, ekonomik ya da etnik kaygılardan ziyade, bu bölgedeki gelişmelerin milli güvenliğimizi doğrudan etkileyebilecek durumda olmasından kaynaklanmaktadır. Ne yazıktır ki; ABD’nin Irak’ı işgali esnasında yaşanan tezkere krizleri neticesinde bölgede fiilen bulunma şansını kaybeden Türkiye, şimdi bu bölgedeki gelişmelere seyirci kalmaktadır. İşgal, elbette ki bir insanlık suçudur. Türkiye’nin işgalci ülke konumuna düşmesini hiçbirimiz istemeyiz. Ancak bugün, bölgenin ülkemiz açısından stratejik önemi nedeniyle ve tamamen işgal dışındaki gerekçelerle Türkiye’nin bölgede bulunması gerektiğini, tezkere konusunda bir avuç suda fırtına koparanlar da dahil olmak üzere ülkemizdeki tüm çevreler kabul etmektedir. Bugün maalesef korktuğumuz başımıza gelmiş, bu bölgede düşman oluşumlar baş göstermiştir. ABD’den aldıkları destekle Kuzey Irak’ı hegemonya altına alan peşmergeler, bağımsız bir devlet kurmanın adımlarını atmaktadırlar. Kendi merkez bankalarını, milli marşlarını oluşturmuşlardır. Hatta o kadar şımarmışlardır ki; Türkiye’ye yönelik aleni tehdit içeren ifadeler kullanmaya başlamışlardır. Peşmerge eşkiyasının başı, Türkler’in Kerkük’e karışması durumunda kendilerinin de Diyarbakır’a karışacakları yolunda beyanat verebilmiş, Türkiye’yi açıkça tehdit etme cesaretini kendisinde bulabilmiştir. Öte yandan buradaki peşmergeler tarafından her türlü destek sağlanan ve silahlandırılan teröristler de ülkemiz açısından başlı başına ayrı bir tehdit oluşturmaktadır. Ülkemizin Kuzey Irak’ta bulunma şansını kaçırmış olması, bölgedeki bu gelişmelere kayıtsız kalacağı, gözünü kulağını kapatacağı anlamına gelmemektedir. Türkiye, gerekli uyarılarda bulunduktan sonra bu şımarık tehditlerin ve terörün devam etmesi halinde, bunların ciddi bir tehlike oluşturacağına inandığı anda, bölgeye müdahale etmekten kaçınmayacaktır. Kaldı ki; uluslararası hukuk kuralları da mevcut şartlar altında bu müdahaleyi meşru kılmaktadır. Bu yüzden temkinli olması gereken biri varsa, bunun Türkiye olmadığı bilinmeli, bilmeyenlere anlatılmalıdır. Bildiğiniz gibi bu yıl ülkemizde iki önemli seçim yapılacaktır. Bunlardan ilki, Cumhurbaşkanlığı seçimi, diğeri ise genel seçimlerdir. Her ikisi de, Türkiye’nin geleceğini çok yakından etkileyecek olan seçimlerdir. Bilindiği gibi, milli mevzuatımız gereği, Cumhurbaşkanı TBMM tarafından seçilecektir. TBMM, halkın iradesiyle oluşmuş yasama organımızdır ve yapacağı seçim yine halkın iradesini yansıtacaktır. Bu nedenle, TBMM’nin kararına ve yapacağı seçimlere saygı duyulmalı, TBMM tarafından seçilen ve yasaların gerektirdiği nitelikleri taşıyan geleceğin Cumhurbaşkanına da aynı saygı gösterilmeli, sahip çıkılmalıdır. Bu durum, demokratik hukuk devleti olmanın da bir gereğidir. Ancak halkımız TBMM’nin mevcut oluşumundan ve kararlarından memnun değilse, bunu göstereceği yer 3 Kasım seçimleri olmalıdır. İçinde bulunduğumuz yılın seçim yılı olması, ekonomimizi de derinden etkileyecektir. Bilindiği üzere son yıllarda izlenen ve IMF’nın ağır baskılarını tüm gücüyle hissettiren ekonomi politikaları neticesinde yatırımlardan durma noktasına getirilerek bütçe disiplini sağlanmış, bunun yanı sıra yüksek miktarda sıcak para girişinin ve düşük kur politikasından kaynaklanan ithalat artışının etkisiyle ekonomimiz tahminlerin üzerinde büyümüş, enflasyon tek haneli rakamlara gerilemiştir. Ancak ekonomimizdeki bu iyileşmeler bir türlü halka yansıtılamamış, istihdam ve refah artışı sağlanamamıştır. Dahası, kamu harcamaları içinde eğitim, sağlık, sosyal güvenlik gibi sosyal harcamalara ayrılan pay yok denecek kadar azalmıştır. Kısacası; halk yoksullaşırken büyüyen ve iyileşen ekonominin kaymağını yiyenler, spekülatörler ve rantiyeler olmuştur. Ekonomik iyileşmelerin kaynağı, halkın cebinden karşılanmıştır. 2007 yılında ise yapılacak seçimlerin ekonomiye etkileri bakımından endişe duymamak mümkün değildir. Nitekim, 2007 yılı Şubat ayı sonunda açıklanan bütçe rakamları bu endişeleri haklı çıkarmaktadır. Yılın ilk iki ayı sonunda bütçe açığı 8,1 milyar lira olmuş, 2007 yılı için öngörülen 16,8 milyar liralık toplam bütçe açığının neredeyse yarısı yılın ilk iki ayında kullanılmıştır. Bu durum, seçim ekonomisi sürecine çoktan girildiğini ve yıl sonunda bütçenin rekor bir açık vereceğini göstermektedir. Seçim ekonomisi izlenmesi durumunda faturanın yine halka çıkartılması kaçınılmazdır. Ancak bunun da ötesinde endişelerin asıl kaynağı, böyle bir ekonomik politikanın ülkemizi yeniden bir kriz ortamına ve yeniden geçmişte yaşanan kısır döngülere sürüklemesi olasılığıdır. Değerli Arkadaşlarım, Bildiğiniz gibi Sendikamız, son yıllarda gerek özelleştirme, gerekse Sanayimize kadro sağlanması konularında amansız mücadeleler vermiştir. Özelleştirme sürecini mücadelemizin mihenk taşlarını şöyle bir hatırlayalım; - Şeker Sanayi 2000 yılında özelleştirme kapsamına alındı. - 2003 yılında oluşturulan özelleştirme yol haritası, 2005 yılında revize edildi. Fabrikaların özelliklerine, bölgesel dağılımlarına, kapasitelerine, yöre ve ekonomi için önemlerine göre 2’li, 3’lü paketler ve portföyler oluşturularak kârlı fabrikanın tek başına değil, zarar eden 1 veya 2 fabrika ile birlikte satışa çıkarılması şeklinde bir özelleştirme öngörüldü. - 18 Ekim 2004 tarihinde Kütahya Şeker Fabrikası özelleştirildi. Sendikamız özelleştirmenin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Ankara İş Mahkemesi’nde dava açtı. Ancak dava aleyhimize sonuçlandı. - 15 Kasım 2004 tarihinde Adapazarı Şeker Fabrikası özelleştirildi. - 30 Aralık 2004 tarihinde Ankara Şeker Fabrikamızın bir kısım arazisinin Büyükşehir Belediyesi’ne bedelsiz devri üzerine Sendikamızca 28 Ekim 2005 tarihinde Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi’nde talebimizin reddedilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. Kurul, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. - 31 Aralık 2004 tarihinde Şeker Kurumu kapatıldı. - 30 Ocak’tan itibaren tüm milletvekillerine, Sanayi Bakanlığı’na, ziraat odalarına, başta Türk-İş ve TŞFAŞ Genel Müdürlüğü olmak üzere ilgili kişi ve kurumlara, ilgili sivil toplum örgütlerine yazılar yazılmış ve sendikamızca hazırlanan dosyalar gönderildi. - Sendikamızca 2 Şubat 2005 tarihinde Danıştay’da Şeker Kurumu’nun kapatılmasını öngören Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle dava açıldı.Danıştay 13. Dairesi’nin 2005/5903 esas sayılı kararı ile yürütmenin durdurulması sağlandı ve pancar tarımının önü açıldı. - Ardından, Şeker Kurumu’nun kaldırılarak Kurul’un Sanayi Bakanlığı bünyesine alınmasını öngören ve NBŞ’lere yönelik tavizler içeren Şeker Kanunu değişiklik tasarısı gündeme geldi. Sendikamızın tepkisi üzerine ilkinin biraz değiştirilmesiyle oluşturulan ikinci bir tasarı hazırlanarak TBMM’ye iletildi. - Ancak Sendikamız bu tasarıya karşı da etkin bir mücadele yürüttü. 16 Şubat 2005 tarihinden itibaren ilgili tüm kişi ve kurumlarla görüşmeler yapıldı. Yasanın görüşüleceği tüm komisyonlara ve milletvekillerine Sendikamızca hazırlanan dosyalar gönderildi. Sağlık komisyonunun toplantısına katılarak Sendikamızın görüşleri aktarıldı. Basında konunun geniş şekilde yer alması sağlandı. Sendikamızın bu çabaları sonucu yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’na sunulamadan rafa kaldırıldı. - 30 Haziran 2005 tarihinden itibaren Sendikamızca hazırlanan “Pancar Tarımı, Pancar Şekeri Sanayi ve Özelleştirme” konulu dosyalar, başta Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık olmak üzere tüm bakanlıklar, milletvekilleri, Hazine, DPT, meslek odaları, siyasi partiler, Türk-İş, sendikalar, öğretim görevlileri ve başta köşe yazarları olmak üzere basınımıza ve yazarlarımıza gönderildi. - ÖYK kararı ile Ankara Şeker Fabrikası’na ait bir kısım arazinin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bedelsiz olarak devredilmesi üzerine, Sendikamızca 28 Ekim 2005 tarihinde Danıştay’da dava açıldı.Danıştay 13. Dairesi’nin 2005/9446 esas sayılı kararı ile yürütmenin durdurulması sağlanarak devir engellendi. - 6 Aralık 2005’te ÖYK Kararı ile Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları özelleştirme programına alındı ve Özelleştirme İdaresi’ne devredilerek Sümer Holding’e bağlandı. Bundan sonra Sendikamızın mücadelesi, artık bir varlık mücadelesine dönüştü. Teşkilatımıza yazılan yazı ile mücadelemizin bu aşamasında şubelerimizin, üyelerimizin ve Türk pancar çiftçisinin desteğinin çok büyük önem kazandığı ve bu desteklerin sağlanması için şubelerimizin yörelerinde gerekli çalışmaları yapmaları istendi. Yani her şeye hazırlıklı olmak açısından eylem hazırlıkları başlatıldı. - 16 Aralık 2005 tarihinde, Sendikamızca bastırılan broşür, takvim ve el ilanları teşkilatımıza gönderilmiş, yörelerimizde merkezi yerlere asılması ve halka dağıtılarak kamuoyunun bilgilendirilmesi sağlandı. - 20 Ocak 2005 tarihinde olağanüstü gündemle toplanan Şeker-İş Başkanlar Kurulu, Şeker Sanayinin özelleştirilmesi ve sonuçları konusundaki görüşlerimizi içeren bir bildiri yayınlamıştır. - 5 Ocak 2006 tarihinden itibaren ise, Sendikamızca hazırlanan dosyalar Başbakanlık, Sanayi Bakanlığı, Özelleştirme idaresi, Hazine, DPT, Maliye Bakanlığı, siyasi partiler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, AK Parti yöneticileri, Türkşeker, Türk-İş ve basın kuruluşları ile yöre milletvekillerine iletilmeye başlandı. Bu esnada Merkez Yönetim Kurulumuz birebir görüşmelerde bulundu. Sendikamızın özelleştirme ve sonuçları konusundaki görüşleri, bilimsel ve resmi verilerle desteklenerek tüm kişi ve kuruluşlara, sektörümüzle ilgisi olsun olmasın aklımızdan geçen her yere ulaştırıldı. - Sendikamızca 26 Ocak 2006 tarihinde Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarının özelleştirme programına alınarak ÖİB’ye devredilmesine ilişkin ÖYK kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi tarafından reddedilmesi üzerine, Sendikamızca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. - Bu arada NBŞ’lerle olan mücadelemize de devam edildi. NBŞ kotalarının yine yüzde 50 oranında arttırılması üzerine Sendikamızca 28 Aralık 2005 tarihinde Danıştay’da dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi’nin talebimizin reddedilmesi üzerine, Sendikamızca Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edildi. Kurul, yürütmenin durdurulmasına karar verdi. - 13 Nisan 2006 tarihinde Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarımızın ihale ilanı yayınlandı. - 16 Nisan 2005 tarihinde olağanüstü gündemle toplanan Başkanlar Kurulumuz, “28 ilde sürekli eylem” kararı aldı ve bu karar 18 Nisan’da düzenlenen bir toplantıyla basınımıza ve kamuoyuna duyuruldu. Hazırlıklar derhal tamamlanarak 26 Nisan’dan itibaren eylemlerimiz gerçekleştirilmeye başlandı. - Şubelerimizde eylem hazırlıkları yapılırken, Genel Merkezimizce de hemen tüm siyasi parti başkanlarıyla, AK parti yetkilileriyle ve milletvekilleriyle tekrar görüşmeler yapılarak Başkanlar Kurulumuzun eylem kararı kendilerine aktarıldı. - Konunun AK Parti MKYK toplantısında görüşülmesi üzerine, bizzat Sayın Başbakan’ın talimatıyla Sendikamızla görüşmek üzere bir komisyon oluşturuldu. Merkez Yönetim Kurulumuz, Türk-İş Başkanı Sayın Salih KILIÇ, Türk-İş Genel Mali Sekreteri Sayın Ergun ATALAY, Maliye Bakanı Sayın Kemal UNAKITAN, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali COŞKUN, AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Faruk ÇELİK, AK Parti Genel Başkan Yardımcılarından Sayın Şükrü AYALAN ve Sayın M. Necati ÇETİNKAYA, AK Parti Elazığ Milletvekili Prof. Dr. Abdülbaki TÜRKOĞLU ve Özelleştirme İdaresi Başkanı Sayın Metin KİLCİ’nin katılımıyla oluşturulan komisyon, 2 Mayıs 2006 tarihinde başlayan ve ertesi gün de geç saatlere kadar süren toplantılar gerçekleştirdi. - Bu toplantılarda Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, T.Ş.F.A.Ş. Genel Müdürlüğü ve Özelleştirme İdaresi Yetkilileriile Merkez Yönetim Kurulumuzdan oluşacak yeni bir komisyon tarafından Sanayimizin masaya yatırılarak yeniden gözden geçirilmesine karar verildi ve ihale süreci 30 Haziran’a ertelendi. Bu erteleme, bizlere biraz nefes alma fırsatı kazandırdı ve mücadelemizi sürdürme gücü verdi. - Yeni komisyon, 10 Mayıs’tan itibaren ilki birincisi TŞFAŞ Genel Müdürü Sayın M. Azmi AKSU’nun başkanlığında ve Türk-İş Başkanı Sayın Salih KILIÇ’ın da katılımıyla, ikincisi ise Maliye Bakanımızın başkanlığında iki toplantı yaptı. Ancak olumlu bir ilerleme kaydedilemeyince, bu kez Genel Merkezimizin belirlediği AK Parti mensubu yöre milletvekilleri ile yeni bir çalışma grubu oluşturuldu. Bundan sonraki çalışmalar bu grup nezdinde yürütüldü. - Bu arada sürekli yeni verilerle geliştirilen dosyalarımız, başta yeni çalışma grubunu oluşturan yöre milletvekilleri olmak üzere sık sık ilgili kişi ve kuruluşlara iletilmeye, birebir görüşmeler yapılmaya devam edildi. Yazılı ve görsel basının tüm olanakları sonuna kadar kullanılarak etkin bir kamuoyu oluşturuldu. - 15 Haziran 2006 Perşembe günü Sayın Başbakanımız, Türk-İş heyetiyle birlikte Genel Başkanımız İsa GÖK’ü de kabul ederek ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Ali BABACAN, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Murat BAŞESGİOĞLU, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Ali COŞKUN ve Başbakanlık Müsteşarı Sayın Ömer DİNÇER’in de katıldığı bir görüşme yapıldı. - 21 Haziran 2006 Çarşamba Sayın Başbakanımızla yaptığımız telefon görüşmesinde özelleştirme sürecinin sonbahara kadar erteleneceğini bildirdi. Nitekim ihale süreci ikinci kez 30 Kasım’a kadar ertelendi. - Ancak ertelemenin geçici bir çözüm olduğunun bilincinde olan Genel Merkezimiz, bir an bile mücadelesine ara vermedi. Dosya bombardımanı ve görüşmeler aralıksız sürdürüldü. - 8 Ağustos 2006 tarihinde Malatya Şeker Fabrikası’na ait arazilerin Malatya Belediyesine bedelsiz olarak devri üzerine Sendikamızca 6 Eylül 2006 tarihinde Danıştay’da dava açılmış, Ankara fabrikamıza ilişkin davayı emsal alan Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı verdi. - 13 Kasım 2006 tarihinde, Sendikamızca hazırlanan “Pancar Tarımı ve Şeker Sanayi” kitabı, yine ilgili ilgisiz akla gelebilecek tüm kişi ve kurumlara iletildi. Hemen ardından da pancar tarımı, şeker sanayi ve özelleştirme, nişasta bazlı şekerler gibi konularda Sendikamızca hazırlanan broşür, afiş ve el ilanları şubelerimize gönderilerek halka dağıtılması sağlandı. - Şubelerimizde imza kampanyaları düzenlendi ve bu kampanyalarda toplanan 300 bin imza, 23 Kasım 2006 tarihinde Türk-İş Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen bir törenle, ilgili kişi ve kurumlara ulaştırılmak üzere Türk-İş Genel Başkanı Sayın Salih KILIÇ’a teslim edilmişdi. İmzalar aynı gün Türk-İş ve Sendikamız Yönetim Kurullarının katılımıyla oluşturulan bir heyet tarafından AK Parti Genel Merkezi’ne iletildi. - Merkez Yönetim Kurulumuz, başta Devlet Bakanımız, Başbakan Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımız Sayın Abdullah GÜL, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Murat BAŞESGİOĞLU, AK Parti Genel Başkan Yardımcılarımız, Grup Başkan Vekillerimiz ve yöre milletvekillerimiz olmak üzere Hükümetimizin ve AK Parti’nin pek çok mensubuyla bire bir görüşmeler gerçekleştirdi. - Nitekim çabalarımız sonuç verdi. 28 Kasım 2006 tarihinde tüm özverili çabalarımızın, geceli gündüzlü çalışmamızın karşılığı alındı. BOR, EREĞLİ VE ILGIN ŞEKER FABRİKALARININ İHALESİ SÜRESİZ OLARAK İPTAL EDİLDİ. - Bu arada Danıştay 13. Dairesi’nin Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları’nın özelleştirilmesine ilişkin davada buna esas ÖYK kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebimizi reddetmesi üzerine başvurduğumuz Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Sendikamızın itirazını yerinde bularak tekrar gözden geçirilmesi için dosyayı 13. Daire’ye gönderdi. Danıştay 13. Dairesi’nde dosyamızın yeniden görüşülmesi yine talebimizin reddiyle sonuçlandı. Bu kez itirazımız üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından 9 Nisan 2007 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar verildi. - Mevcut Danıştay kararlarına rağmen 27 Ocak 2007 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile NBŞ kotasının 200672007 pazarlama yılı için de % 50 arttırılması üzerine, Sendikamızca 29 Ocak 2007 itibariyle yeniden Danıştay’a başvurularak kararın iptali ve yürütmenin durdurulması istendi. Davamız, halen Danıştay 13. Dairesi’nde görüşülüyor. Şeker-İş Sendikası, Genel Merkezinden şube yönetimlerine, temsilcilerinden üyesine kadar tek bir yürek, tek bir bilek olarak inançla, azimle ve kararlılıkla mücadele etmiştir. Görüşlerini bilimsel verilerle destekleyerek öylesine güzel anlatmıştır ki; Pancar çiftçilerini, yöre esnafı ve halkını, meslek odalarını ve diğer sivil toplum kuruluşlarını, iktidar ve muhalefet partilerini ve yöre milletvekillerini, Türk-İş Yönetimini ve diğer sendikaları, TŞFAŞ Genel Müdürlüğü’nü, bilimsel çevreleri ve basını inancına ve mücadelesine ortak etmiştir. Bir anlamda Türkiye tarihinin en geniş tabanlı örgütlenmesini gerçekleştirmiştir. Halkın bilinçlendirilmesinde ve kamuoyu oluşturulmasında son derece etkili olmuştur. İşte bu insanüstü mücadelemiz neticesinde, Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikalarımızın ihale süreçlerinin önce iki kez ertelenmesi, ardından da tümüyle iptal edilmesi sağlanabilmiştir. Tüm bu süreç esnasında, Sendikamıza yönelik çeşitli karalama kampanyaları yürütülmüştür. Sendikamız yeterince mücadele etmemekle suçlanmıştır. İlk ertelemenin ardından, Sendikamız kapalı kapılar ardında anlaşmalar yapmakla suçlanmıştır. Sırf bir iyiniyet gösterisi olarak birkaç şubemizin eylem programı iptal edildiği için bir kaşık suda fırtına yaratılmaya kalkışılmıştır. İkinci ertelemeden sonra bu ertelemenin erken seçim nedeniyle yapıldığı ileri sürülmüştür. İnternet sitelerinde Sendikamızı karalayan, mücadelemizi baltalayan yazılar yazılmıştır. Ancak tüm bu asılsız, mesnetsiz, arsız suçlamalar ve baltalama çabaları bizi durduramamış, aksine daha bir azimle, daha bir inatla yolumuza devam etmemizi sağlamıştır. Genel Kurulumuzda da inanarak belirttiğim gibi erken seçim olmamış, erteleme kararları nedeniyle Sendikamız bir an bile mücadelesini bırakıp gevşememiştir. Her iptal kararı ile haklılığımızın bir kez daha ortaya çıkması; kendimize, teşkilatımıza ve mücadelemize olan inancımızı, birliğimizi ve bütünlüğümüzü pekiştirerek, kararlılığımızı arttırmıştır. Türkiye’de ilk kez yaşanan ertelemelerin ardından, yine bir ilk olan iptal kararı, Sendikamızın mücadele stratejisinin ne kadar isabetli olduğunu göstermiş, bir zamanlar bizleri acımasızca eleştirenler bile bu sonucu alkışlamak zorunda kalmıştır. Ancak alınan bu sonuçlar, her zaman dile getirdiğimiz gibi mücadelemizin sonu anlamına gelmemektedir. Türkiye’nin önünde bir 2014 hedefi vardır. Türkiye, ne pahasına olursa olsun, AB’ye tam üyelik tarihi olarak belirlenen ve AB Şeker Rejimi Reformu’nun tamamlanacağı yıl olan 2014 yılına kadar mevcut kotalarını korumak, hatta yılda 20 milyon ton pancar kotasına erişmek zorundadır. AB Şeker Reformu sonrasında, dünya piyasalarında 3 – 4 milyon ton şeker açığı oluşacağı, tüm dünyanın yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesinden dolayı bu açığın daha da artacağı ve neticede dünya piyasalarında şeker fiyatlarının yükseleceği beklenmektedir. Türkiye, şeker üretimini koruduğu ve geliştirdiği sürece şeker açığının kapatılmasında önemli bir rol üstlenebilecek, coğrafi konumunun ve önemli şeker ithalatçısı Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerine yakınlığının da getireceği avantajla dünya şeker piyasasının lider ülkelerinden biri durumuna gelebilecektir. Aksi takdirde ülkemiz, büyük şeker üreticisi ABD ve AB ülkeleri ile uluslararası şeker kartellerinin pazarı olacaktır. Bu nedenle, bu hedefe ulaşıncaya kadar mücadelemiz sürdürülecektir. Değerli Arkadaşlarım, Sendikamız Şeker-İş, yıllardır Şeker Sanayii’nde yoğun bir şekilde yaşanan kadro sorununun çözümü konusunda da büyük gayret sarfetmiştir. Konunun Türk-İş Yönetim Kurulu ile Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN arasında yapılan görüşmelerde gündeme gelmesi ve geçici işçilerin kadroya geçirilmesi yönünde çalışma başlatılması üzerine derhal harekete geçerek sürece müdahil olmuştur. Sanayimizin ve geçici işçi statüsündeki üyelerimizin durumunu içeren raporlar tüm ilgililere iletilmiş, başta Sayın Başbakanımız ve Çalışma Bakanımız, konuyla yakından ilgilenen yöre milletvekillerimiz olmak üzere birebir görüşmeler kesintisiz sürdürülmüştür. Şubelerimizde de şube başkanlıklarımızın organizasyonunda girişimler devam ettirilmiş, siyasi partilerle ve yöre milletvekilleriyle görüşmeler yapılmış, imza kampanyaları düzenlenmiştir. Çalışmaların başlangıcında, sadece yılda 11 – 12 ay çalışan işçilerin kadroya geçirilmesi, özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar ile kampanya ve mevsimlik işçilerin yasa kapsamı dışında bırakılması düşünülmüştür. Ancak Türk-İş Yönetim Kurulu ve Türkşeker Genel Müdürlüğü ile birlikte yoğun girişimlerde bulunan Sendikamızın çabalarıyla, kampanya ve mevsimlik işçiler ve özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar dahil olmak üzere yılda en az 6 ay çalışan tüm geçici işçilerin kadroya aktarılmaları benimsenmiş ve yasa taslağı bu şekilde oluşturulmuştur. Bu arada 2 – 3 Kasım 2006 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Kurulu toplantısında, Şeker-İş Başkanlar Kurulumuzun Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Murat BAŞESGİOĞLU’nu ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi almaları sağlanmıştır. Çalışmaların sonucunda, Hükümet tarafından hazırlanan “Kamu İdare, Kurum Ve Kuruluşlarında Geçici İş Pozisyonlarında Çalışanların Sürekli İşçi Kadrolarına Veya Sözleşmeli Personel Statüsüne Geçirilmeleri, Geçici İşçi Çalıştırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı”nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, ardından Genel Kurul’da görüşülmesi esnasında bizim girişimlerimiz de tüm hızıyla devam ettirilmiştir. Ayrıca 19 Mart tarihinde tüm yöre milletvekillerine yazı yazılarak kadro sorunumuz yeniden aktarılmıştır. Nitekim tasarı, 4 Nisan 2007 günü TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Türkşeker fabrikaları ile birlikte, Sümer Holding’e aktarılan Bor, Ereğli ve Ilgın Şeker Fabrikaları da yasa kapsamında bulunmaktadır. Daha önce sanayimizin özelleştirme kapsamında olduğu gerekçesiyle kadro verilmeyen sektörümüz, bu kez Sendikamızın mücadelesiyle adeta kadro çalışmalarının merkezinde yer almıştır. Sanayimizin, geçici işçi çalıştıran diğer kamu kurumlarıyla aynı haklardan hiçbir ayrım gözetmeksizin yararlanması temin edilmiştir. Yasaya göre; yılda 6 ay ve daha fazla süreli çalışan 4 bin 700 civarında geçici Şeker İşçisi kadroya kavuşacaktır. Sağlanan kadroların Sanayimize, Şeker-İş Topluluğuna ve üyelerimize hayırlı olmasını diliyorum. Her zaman olduğu gibi bu mücadelemizde de bizlerin yanında yer alan, bizlerle omuz omuza mücadelemize destek veren ve Şeker İşçilerinin yasa kapsamından en üst noktada istifade etmeleri için büyük bir özveriyle bizlerle birlikte çaba harcayan Türk-İş Yönetim Kurulu’na ve Türkşeker Genel Müdürlüğü’ne, daima Sendikamızın yanında yer alan Çalışma Bakanımız Sayın Murat BAŞESGİOĞLU ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Milletvekili Sayın Şükrü AYALAN’a, sorunun önemini görerek gerekli çalışmayı başlatan Başbakanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a ve bizlere destek olan tüm şeker dostlarına mücadelemize katkılarından dolayı huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum. Kuşkusuz ki şubelerimizin ve üyelerimizin desteği ve güveni, bu mücadelede bizlere büyük bir güç ve azim vermiştir. Dolayısıyla başta siz değerli şube başkanlarımız ve sendikal görevlerde bulunan arkadaşlarımız olmak üzere tüm üyelerimize ve teşkilatımıza da şahsınızda sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Elbette ki; bu yasadan yararlanamayan, dolayısıyla mağduriyetleri devam eden kesimler bulunmaktadır. Sendikamız, onların da mağduriyetlerinin önlenmesi noktasında mücadelesine aynı kararlılık ve azimle devam etmeye kararlıdır. Değerli Arkadaşlarım, Alınan bu kadrolar, elbette ki Sendikamızın da güç kazanmasını sağlayacaktır. Bu güç, önümüzdeki zor dönemlerde verilecek mücadeleler açısından Sendikamız için büyük önem taşımaktadır. Bilindiği gibi 2821 sayılı Sendikalar Yasası ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası’na ilişkin olarak hazırlanmış değişiklik tasarıları mevcuttur. Aslında bu değişiklik tasarıları bir yandan Sendikamızı tehdit eder gibi görünse de, diğer yandan eğer iyi değerlendirilebilirse büyük bir fırsata dönüştürülebilecektir. Bu tasarıların yasalaşması durumunda Şeker İşkolu ile Gıda İşkolu birleştirilecek ve Sendikamız Gıda İşkoluna dahil olacaktır. Gıda işkolu ülkemizdeki en yoğun işkollarından birisidir. Bu nedenle Sendikamızın varlığını devam ettirebilmesi, ancak ciddi bir örgütlenme stratejisi belirleyerek büyük bir örgütlenme atağı gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Bunun başarılması durumunda Sendikamız çok daha güçlü bir yapıya kavuşacaktır. Bu nedenle Genel Merkezimiz örgütlenme konusuna büyük önem vermektedir. Yasa değişikliği yapılmadan önce Sendikamızın ciddi bir altyapı oluşturması, böylece değişiklik gerçekleşir gerçekleşmez üye kaydetmeye başlaması gerekmektedir. Bu nedenle; - Genel Merkezimizce ciddi adımlar atmaktadır. 20 – 26 Şubat 2007 tarihlerinde Grant Şeker Otelimizde yapılan eğitim seminerlerinde, örgütlenme konusu ön planda tutulmuştur. - Örgütlenme konusunda çok deneyimli bir uzman olan Bahri TOPÇU tarafından hazırlanan “Örgütlenme Rehberi” isimli kitabın telif hakları devralınmış olup, önümüzdeki günlerde bastırılacaktır. - Ayrıca Sendikamızda Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreterimize bağlı yeni bir örgütlenme birimi oluşturması planlanmıştır. Bu amaçla özel sektördeki örgütlenmeler konusunda uzman olan yeni bir personel işe alınarak Eğitim servisimizde işbaşı yaptırılmıştır. - En kısa zamanda gerekli strateji oluşturulacak, hareket planımız belirlenecektir. - Bu stratejinin belirlenmesinden sonra gerekli girişimler başlatılacaktır. Bu aşamada şubelerimize de bir hayli görev düşecektir. Örgütlenme atağımızın başarıya ulaşması, teşkilatımızı oluşturan tüm birimlerin ve tüm üyelerin aktif birer örgütlenme gönüllüsü gibi çalışmasına bağlıdır. Bu nedenle konuya ilişkin eğitim programlarına önem verilecek, tüm üyelerimizin örgütlenme bilincinin geliştirilmesine çalışılacaktır. Her zaman olduğu gibi bu mücadelemizde de başta siz değerli şube başkanlarımız ve sendikal görevlerdeki arkadaşlarımız olmak üzere tüm üyelerimizin bir bütün olarak bizlere destek vereceklerinden, üzerlerine düşeni layıkıyla yerine getireceklerinden kuşkum yoktur. Öte yandan, başarıya ulaşmanın bir başka ön koşulu da, Sendikamızın mali açıdan son derece güçlü olmasıdır. En azından belli bir üye potansiyeline kavuşuncaya kadar Sendikamızın kaynaklarının önemli bir kısmının örgütlenme faaliyetlerine ayrılması gerekmektedir. Bunun için şimdiden tedbir almamız kaçınılmazdır. Her ne kadar gerek yeni kadrolar, gerekse imzalanacak toplu iş sözleşmeleri nedeniyle Sendikamızın geliri artacak olsa da, bu artış çok sınırlı kalacaktır. Bu nedenle tasarruf etmemiz şarttır. Sendikamızın gelecekteki devamlılığı ve başarıları için şimdiki harcamalarımıza biraz daha dikkat etmemiz, bize önemli bir avantaj sağlayacaktır. Bunu, başta siz değerli şube başkanlarımız olmak üzere tüm teşkilatımızın anlayışla karşılayacağına ve hep birlikte gereken özenin gösterileceğine inanıyorum. Değerli Arkadaşlarım, 2007 yılı; gerek kamu, gerekse özel fabrikalarımızda halen yürürlükte olan 21. Dönem toplu iş sözleşmelerimizin yenilenecek olması nedeniyle Sendikamız açısından ayrı bir öneme sahiptir. Bildiğiniz gibi 14 – 18 Aralık 2006 tarihleri arasında Kıbrıs’ta gerçekleştirdiğimiz Başkanlar Kurulu toplantısında şube görüşleri doğrultusunda Türkşeker sözleşmemizin tasarı ve teklif paketi oluşturulmuştur. Bilahare ilgili şube başkanlarımızla yaptığımız çalışmalarla özel şeker fabrikalarımızın tasarı ve teklif paketleri de oluşturulmuştur. Bu arada Genel Merkezimizce 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince yasal prosedür de başlatılmış, yetki tespiti için Bakanlığa başvurularımız yapılmıştır. Yetki tespitlerinin tamamlanmasının ardından yetki belgelerimiz alınmış, Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş. Genel Müdürlüğü hariç olmak üzere tüm işverenlere 22. Dönem toplu sözleşmelerimizin görüşmelerine başlamak için çağrı yapılmıştır. Sadece Kayseri Şeker Fabrikamız bünyesinde yeni açılan Boğazlıyan Şeker Fabrikası nedeniyle prosedür biraz uzamış, ancak yetki tespiti tamamlanmış olup yetki belgesi başvurusu yapılmıştır ve yetki belgesi beklenmektedir. Çağrı yazılarımızın ardından işverenlerle yapılan toplantılarda tutulan tutanaklarla toplu görüşmelere başlama tarihleri tespit edilmiştir. Nitekim Kütahya ve Amasya şubelerimizde toplu görüşmeler başlamış olup, diğerleri de önümüzdeki günlerde başlayacaktır. Bilindiği üzere kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinde ücret ve sosyal yardım ödemeleri Türk-İş ile Hükümet arasında yapılan görüşmelerde belirlenmektedir. Bu sene de aynı uygulama devam edecektir. Bu sene Hükümet ile görüşmeleri yürütecek olan Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu’nda Sendikamız da yer almaktadır. Bu durum bir avantaj gibi görünse de, bu senenin seçim yılı olması nedeniyle çalışanların beklentilerinde önemli bir artış oluşması bu avantajı aynı zamanda bir dezavantaja çevirmektedir. Türk-İş ile Hükümet arasındaki görüşmeler başlamadığından, Hükümetin toplu sözleşmelere yaklaşımı da henüz netlik kazanmamıştır. Hükümetin tavrının özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra netleşmesini beklemekteyiz. Dileğimiz tabii ki; bu görüşmelerde çalışanların beklentileri doğrultusunda mümkün olduğunca büyük kazanımlar elde edebilmektir. Üyelerimizin en iyi seviyelere ulaşması için gereken tüm çaba gösterilecektir. Toplu sözleşme görüşmelerinin başta üyelerimiz olmak üzere tüm Teşkilatımıza, Sanayimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, üyelerimizin de bu zorlu mücadelede bizi her zaman olduğu gibi birlik ve bütünlük içinde destekleyeceklerine yürekten inanıyorum. Bu inançla, bugüne kadar gösterdiğiniz azim ve kararlılıktan, sağlanan birlik ve bütünlükten, mücadelelerimizde yılmadan bizlere omuz vermenizden dolayı bir kez daha teşekkür ediyor, hepinize en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Şeker - İş Genel Başkanı İsa GÖK